dzat @ soninternethaber.com

Şanlı bir geçmişin yükü Türkiye´nin omuzlarındadır. O geçmişin yenilgilerini içine sindiremeyen haçlı zihniyeti ve Türk-İslam düşmanları hiç bitmemiştir. Bitecek gibi de görünmüyor. Bu yüzden hasım yaklaşımlar halen surlarımızı dövmeye devam etmektedir. Dünyanın neresine gidersek gidelim Türk varlığına rastlamak mümkün. Hem kültür ve mimari hem de insan varlığımız olarak. Her ne kadar coğrafya birliği içinde olamasak dahi, kültür, inanç, soy ve milliyet birliği açısından onlarla beraberiz. Çoğu sömürü ve işgal altında olsalar da kalpten kalbe sevgilerimiz var. Ticaret yapmak açısından küçük küçük gelişmeler de yok değil. Bazısına sahip çıkabiliyoruz kimilerine de yeterli gelemiyoruz. Hali hazırda dünyada 300 milyonun üzerinde Türk varlığından söz ediliyor. Ancak bu sayının daha fazla olduğunu ifade eden demograflar da var. Balkanlar, Orta Asya, Çin, Almanya, Hollanda, Danimarka, Belçika gibi daha nice ülkede Türk varlığından söz etmek mümkündür. 

Tarihin mazisinde Viyana önlerine kadar at sırtında ve yalın kılıçla gitmiş bir Türklük var. Sonra gerileme dönemi. Orta Avrupa´dan geri adım atışımız. Balkanlardan çekilmemiz ve diğer büyük harpler sonrası misakı milli sınırlarına kadar gerileyerek yurt edindiğimiz bu topraklardayız. Evet, biz topraklarımızın çoğundan koparıldık. Geride kalanlar baskı, zülüm ve çeşitli asimilasyonlara uğradılar. Halen de uğramaya devam ediyorlar. Türkler barbar diye olumsuz kampanyalar yapılıyor. Mazlum Türkler dünyanın çoğu yerinde halen inlemektedir. Asimile edilmekte, dinleri, toprakları ve kutsalları çiğnenmektedir.

Örnek vermek gerekirse; Yugoslavya da yakın zamanda yaşananlar bu tezimizi ispat etmektedir. Dr. Vaso Gubrileviç´in 1937 yılında hazırladığı bir raporu var mesela. Balkanlar´dan Müslüman halkın uzaklaştırılması üzerine yaptığı talihsiz bir çalışmadır. Ne diyor? ´´Bu topraklara şeriat ilkelerini getirenler Türkler olmuştur. Bir savaşı kazananlar, ele geçirdikleri ülke halkının canına da sahiptir, malına mülküne de.´´ Müslüman halka;Büyük vergiler koyulmalıdır. Mülkiyet hakları kısıtlanmalı, devlet görevlerinden uzaklaştırmalı, arazilerden yararlanmaları önlenmelidir. Din adamlarını yıldırarak Müslüman mezarlıkları yıkıntıya çevirmek, evlilikleri azaltmak, çeteleri üzerlerine salmak, köyleri talan etmek, iç kargaşa çıkarmak gibi… Yakın zamanda Bosna-Hersek´in başına gelenler bu raporun tezahürü. Diğerleri bundan farklı mıdır peki? Çin ve Doğu Türkistan da aynıdır. Kırım, Azerbaycan, Kıbrıs, Bayırbucak, Trakya ve daha nice Türk varlığının bulunduğu yerlerde nice zulümler. Batının, Avrupa´nın ve bizden olmayanların bize bakışı ve yaptıkları böyledir. İnanın çoğu vardır da azı yoktur. Uygar(!) Avrupa´nın Türk´e işlediği zulmün haddi hesabı yoktur.

İşte bu yapılan zulüm ve oyunlar nedeniyledir ki, atalarımıza “Türkün Türk´ten başka dostu yoktur” dedirtmiştir. Evet, bugün 3 Mayıs! 3 Mayıs 1954 tarihinden itibaren "Türkçüler Günü" olarak kutlanıyor. Yakın tarihi hatırlayanlar ve araştıranlar nelerin yaşandığı ve niçin bu günün kutlandığını  bir parça anlayacaklardır. Bu vesile ile başta ülkemiz olmak üzere tüm dünya Türklerinin "Türkçüler Günü" kutluyorum. Tüm dünyada Türk-İslam varlığının devam etmesi ve zulümlerin son bulması dileğiyle.