vtucar @ soninternethaber.com
Hafta sonuna yaklaşmanın verdiği yorgunluk insanların suratında yine bu sabah.Hoş, hafta başında da "Yine iş" mutsuzluğu. Yani insanların suratı hep böyle. Bir tek şoför dinç görünüyor Ankara 317 hatlı otobüste. Bir pilot edasında, kulağında kulaklık, cam kenarına koyduğu telefonun navisgasyonuyla hemhal, öndeki otobüse yetişme gayesinde. Haliyle otobüste uçak kıvamında,insanlar ise pestil.Gerek ayakta, gerek oturarak birbirlerine yapışmış olan semtdaşlarımın ölmeden ve düşmeden işe yetişirmiyim telaşı, yorgun suratlarına ufak bir hareket katıyor ara ara saatlerine baktıkça. Kardeşler Fırın kağıtlarına sarılı ekseri peynirli olan poğaça kokusu ve ağız kokusunu bastıran hunharca sıkılmış parfüm kokuları.  Otobüsün sessizliğiyle uykunun azizliğine uğrayan,sabah erken saatlerde kalkılıp özenle hazırlanmış olan o jöleli saçlar, artık otobüsün camında. Çizilmiş bir karizma kıvamında.  Kimileri karizmayı koruyor sabahın köründe okunan kitaplarla. Bazılarıysa ne karizma ne kitap,olduğu gibi, candy crush onun tek derdi.  İtfaiye meydanına doğru bilmem kaç mil hızla uçarken(!) yapılan ani fren otobüsteki sessizliği bozuyor. Bir kaç "Cık cık" lama sonrasında eski sessizliğe kavşuyoruz. Neyseki herşey yolunda.  O kalabalıkta birde yandaki eşyalar. Çantalar,hırkalar,poşet ve şemsiyeler... Yani dostlar herkeste bir başka hayat gailesi, bir başka gönül rengi. Çoğu zaman ortak olan ama farklı hissedilen duygular. Herkes farklı duraklarda, kimbilir belkide aynı kaygı ve duygularla inecek. Opera durağında kafanızı telefondan kaldırıp dışardaki kalabalığa baktığınızda gördüğünüz şey sadece 317 nin böyle olmadığıdır. Herkes aynı... Aylardan? mı.Nazlı kız misali yağarmı yağmazmı diye düşündüren Ekim. İşte tam ben bu duygu derinliğindeyken o  sessizliği bozan beklenen ses; "Lütfen arkaya ilerleyelim" Veysel Taner Uçar