dzat @ soninternethaber.com

Adamlığı sadece cinsiyetle bağdaştırmak, yanlış bir değerlendirme olur zannımca. Çünkü nice; erkek cinsiyetine kayıtlı olmadığı halde, erkeklere taş çıkartacak erkek duruşlu kadınlarımız vardır. Tarih bu örneklerle doludur. Hatta bizde onlara “Osmanlı” kadınlar denir. Öyle değil mi? Lafla değildir yani adam olmak. İcraatladır. Yüreği sızlamayandan, konuşmasını bilmeyenden, saygıdan ve üsluptan yoksun kalan kişiden adam olur mu hiç? Olsa olsa insanlık fukarası olur böylelerinden. Yalnız başına yaşayıp, bir yaraya merhem olmadan yine bir köşede tıkınıp dururlar. İnsanlara bir bardak çayı, bir selamı, bir tabak yemeği nasip olmaz bunların. Kimseye bir iyilikleri dokunmadan, varsa yoksa kendileri için yaşayıp, kendileri için geçer giderler âlemden. Arkalarından ise Hz. Yunus’un ifadesiyle; “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez!” sözleriyle tanımlanırlar…

Takım elbise giymekle adam olunamayacağını ne güzel ifade etmiş Hz. Mevlana; “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yoktu, nice elbiseler gördüm, içinde insan yoktu.” Evet, adamlığın dışını süslü elbiselerle doldurmak değildir marifet. Adamlığın içini güzel ahlak ve insani değerlerle doldurmaktır asıl olan. Bu nedenledir ki, bencil insandan toplum yararına adam olmaz. Böyleleri gerçek anlamda; mert, fedakâr, ahlaklı, diğerkâm ve adamlık vasıflarına haiz, adam gibi adam gördüklerinde, çekememezlikten dolayı kendilerini kaybederler. Adamlık noktasında yanlarından geçemeyeceklerini bildiklerinden olsa gerektir, hased eder ve kıskançlık yaparlar. Bir türlü aynayı kendilerine tutmayı başaramazlar… Dostların arasını bozmak da değildir adamlık. Adamlığın ölçüsü, menfaat eksenli de olamaz. Menfaatine uygunsa adamsınızdır. Menfaatlerinde en küçük bir gecikmeye sebep olmuşsanız, en kötü insan siz oluverirsiniz. Velev ki, bu gecikmenin ana nedeni kendileri dahi olsalar! Ne dostluk kalır aranızda ne laf edilmedik adamlığınız. Ne de yer ve göktekilerle işbirliği yapılarak uğramadığınız beddua. Bilmezler ki, kem söz sahibine aittir. Haksız yere yapılan bedduanın laneti de bir gün gelir kendilerini çarpar! Öylesine küçülürler ki, selam dahi veremeyecek bir düzeye gelir ilişkiniz… Kendileri adamlıktan bî haber oldukları halde; başkalarının adamlığını sorgulayanlar, dönüp kendi adamlıklarına yolculuk yapabilselerdi keşke. Daha adil olabilirlerdi, en azından kendilerine karşı...

Üç günlük hayatın içini; birazcık olsun erdemle doldurmak gerekmez mi oysa. Üç kuruş için dünyayı ayağa kaldırmak değildir adam olmak. Fakire, garibana kol kanat germektir. Mangal gibi bir yüreğin sahibi olmaktır. O yiğit yüreği, insanlık için kullanmaktır. Herkesten alacaklı olmak, her zaman haklı olmaktır. Herkese kol kanat germektir. İnsan olmaktır. İnfak sahibi olmaktır. Verirken cömert, alırken kılı kırk yarmaktır. Başkalarına kefil olduğunda; o kefaletin bedelini ödeyebilmektir. Karnından konuşmamaktır. Net olmak, şeffaf olmak, mert olmaktır. Kendine değer vermektir. İki kuruş peşinde takla atarken, iki kuruşluk adam seviyesine kendini indirgememektir. Haklı olduğunu bile bile bazen; haksız yere isteyene dahi istediğini verebilmektir. Öbür tarafta da alacaklı olabilmek için! Gerçekleri görme basiretinde olmak, zandan ve ön yargıdan uzak durmaktır. Hakemliğini yaptığın konularda tek taraflı hareket etme ahmaklığına düşmemektir... Başkalarının dertleriyle dertlenebilmek, Allah adamlarını örnek alabilmektir, gerçek adamlık. Dava adamlığı noktasında ise; kendisi de adam gibi adam olan Rauf Denktaş’ın sözü, maksadımızı özetliyor aslında. “Önemli olan her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmaktır”  diyor. Mesele de tam burada çözüme kavuşuyor işte. Yoksa dünya âlem bilir, kimin adam gibi adam olduğunu, kimin şalgam olduğunu...

Tıpkı, İmamı Azam, Hallacı Mansur, Muhsin Yazıcıoğlu’nu bildikleri gibi. Tıpkı Hz. Ömer, İmamı Rabbani, Şahı Nakşibent, Muhammed Raşit Hazretleri ve Hacı Recep ESE’yi bildikleri gibi. Zira adamlığa giden yol bellidir. Adamlar da işte böyle anlı şanlı olanlardır. Bizim adamlığımızın esamesi ise; onlara yakınlık ve uzaklığımız kadardır...

Ne mutlu! Allah adamı olmuş, kutlu yolun adamlık yolcularına. Ne mutlu! Onların ahlakını ahlak olarak benimseyebilmiş adamlık yolunun kutlu yolcularına…