vtucar @ soninternethaber.com

Dikkat: Bu yazıdaki hikayeler tamamen gerçektir. Ve herşeye rağmen yazıdaki hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.

Bundan tam dört yıl önce Ankara’nın bir kuru ayazında ve varoş bir semtinde akşam namazı sonrasıydı.  4 arkadaş bir kaç gün önce  bir dost meclisinde ki hoş hasbihallerde gündem olan ihtiyaç sahibi bazı aileleri ziyaret için dolaşıyorduk. Genelde bazılarını tanıyor bazılarından da onları tanıyanlar tarafından o gün haberdar oluyorduk. Bilirsiniz işte illaki bir buluşma olur. Bu aile ziyaretleri çoğu zaman maddi yardım için değil de  hoş muhabbet ve dertleşmeler için oluyordu hayatımızda. Çünkü bazı kişiler herzaman maddi yardım beklemezler. Durumları kötü olduğundan bazıları yalnızlaşır ve dertleşecek onları dinleyecek bir nefes arar.

Onlarda...

Bizde...

O günde bunlardan biriydi.

Yeni tanışacağımız bir aileye gidiyorduk.Kentsel dönüşüm projesi dahilinde etraftaki gece kondular yıkılmış ve yeni binalar dikilmiş. Direnen birkaç gecekondudan birine gireceğimizi umuyordum ama arkadaş bizi yeni bir binaya soktu. Apartmanın zili henüz çalışmadığından artık duruma alışmış giriş kattaki komşuyu rahatsız ettik. Çalışan tek zil olan o zile bastık ve kapıyı bir bayan açtı. Daha önceden yanımızdaki arkadaşı görmüşlüğünden olacak ki bizi görünce Hatice hanıma mı geldiniz dedi. Evet dedik. Gülümsedi Allah razı olsun dedi ve kapıyı kapattı. İki alt kata, depomu ev mi anlaşılamayan bir zemine indik. Binanın garip iç yapısında otopark çıkışı gibi bir kapıyı bulup zile bastık. Hafif tombul yuvarlak yüzlü sık saçlı bir çocuk kapıyı açtı. Aileyi tanıyan arkadaş hafif arkamızda kaldığından olsa gerek çocuk bizi görünce aralamış olduğu kapıyı daha fazla açmak istemedi ve arkadaşımızı görünce biraz rahatlayarak içeriye seslendi.

 –Anne .... amcalar geldi.

İçeriden gelen yaşlı ses bizi içeri davet etti ve pekte kötü görülmeyen hayli derli toplu ve temiz eve girdik. Hatice teyze odada ki tek çekyatta oturuyordu. Elini öptük. Ve dizinin dibinde yere oturduk. Geldiğimizden memnun bir şekilde tatlı tatlı gülümsüyor her birimize tek tek hal hatır ve klasik yaşlı soruları olan “Ne iş yapıyorsun evladım?” “Nelerelisin güzel çocuğum?” gibi sorular soruyordu.

 –Çok şükür çok şükür ... Maaşallah maaşallah...

15-20 dk geçmeden küçük ama bakışında büyük bir olgunluk olan oğlan elinde bir tepsiyle geldi. Kare petibör bisküvi, kulbu kırık birkaç kupa ve 1 adet çay bardağına doldurulmuş meşrubat servis etti bize. Hatice teyze;

 – Kuzum kusura bakmayın çay bardağımız yok dedi.

O mahçubiyetin ve samimiyetin bu dünyadaki varlığına şükür ederek meşrubatlarımıza yöneldik. Tam o sırada Hatice teyzemiz kendisini tanıyan arkadaşımıza seslenerek oğlunun kendisine hediyesini göstermek istedi.

 –Oğlum git getir içerden bana yaptığın hediyeni.

Henüz 12 yaşındaki bu koca adam içerden Hatice teyzenin ve kendisinin olduğu bir tablo getirdi. Oldukça büyük bir tablo. O saate kadar tam hakim olamadığım hikayeyi Hatice teyze bana dönerek anlatmaya başladı.

-          Ne güzel değilmi evladım tablo. –Evet dedim.

-          Ben bunun anneannesiyim. Bunu annesi gece kapıma bıraktı. Kocası annesini terk etti. Anneside gitmiş kendine yeni birini bulmuş. Bir gece saat bir de ayaklarım tutmadığından yürüyemediğimi bildiği için üst komşu beni aradı. Dışarısı kar kıyamet.”Kapının önünde bir çocuk var Hatice teyze, oturuyor çocuk merdivende. Senin toruna benziyor” dedi. “Kız bu karda ne çocuğu benim torun olmasada bi yeri yok belliki getir o yavrucağı” dedim. Aldı geldi. Bi baktım benim torun. 2 yıldır ne anası arar ne babası. Çocuk benim anam babam yok diyor. Hayatından silmiş yavrucak.

Arkadaşlarla birbirimize kaçak gözlerle bakarken, kuru Ankara ayazında kendisini bir merdiven basamağına terkedenleri 12 yaşındaki bir yürek nereye sığdırabilirdiyi düşünüyorduk sanırım hepimiz. Ve kim olursa olsun bir çocuk var kapıda al onu içeri diyen bir ihtiyarı nasıl olurda hayatındaki tek amacı yapmazdı o 12 yaşındaki yürek. Yolda; insanların yanından kokuyor diye kafamızı dahi çevirmeden geçen bizlerin yanında bu iki genç ve ihtiyar bize insanlık anlatıyor, biz ise utanıyorduk.

Hatice teyze anlatıyor anlattıkça utanıyorduk.

-          Halim durumum malum. Doktor bana ilaç vermişti o sıra. Ayaklarım açılmıştı biraz. Benim maaş kiraya anca gidiyor , ekonomim belli, evlere temizliğe gitmeye başladım. Çocuğu bırakacak yerim yok. Onuda götürüyorum yanımda. Bi gün bi eve gittik. Ev sahibi “Bu çocuk ne” dedi. Çocuğu içeri almadı kadın. Apartmanın merdiveninde bu yavrucak 4 saat oturup bekledi benim işimin bitmesini. Giderkende kadın arkamızdan bağırdı bir daha çocuk getirme diye. O gün bu oğlan çok ağladı çok. “Anne kadın sana niye bağırdı” diye. “Anne bidaha temizliğe gitme ben çalışırım” dedi. O gün bugündür bu çocuk plastik biriktirir evde, arka bahçede hurda toplar götürür satar. Sabah okul akşam iş anlayacağın bu oğlumun hayatı. İşte o parayla bana bu tabloyu yaptırmış. Bir hafta para biriktirmiş. Cüzdanımdan resmimi almış benden habersiz. Gitmiş fotoğrafçıya vermiş. Kendisininkinide ekletip bunu yaptırmış... Ve Hatice teyze fotoğrafı öperek ağlıyordu.

Hepimiz ağlamamak için kendimizi zor tutuyorduk. Aramızda yere oturan çocuğa baktık. Merdiven basamaklarına yüreğini alıştırmış olan çocuk anneannesine bakarak  “Anne ağlama, bişey olmaz. Herşey güzel olacak” dedi ve kağıt havlu getirmeye gitti. Sanırım evde peçetede yoktu...

....

Hatice teyzenin yanından ayrıldığımızda henüz arabaya binecek kadar toparlayamamıştık moralimizi. Dışarda apartmanın önünde sessizce kendimize gelmeye çalıştıktan sonra başka bir arkadaşımız hadi dedi. Ayşe ablaya gidelim. Arabaya atlayıp arası çok uzak olmayan adrese gidip Ayşe ablanın kapısını çaldık. Ayşe abla kapının arkasından –Kim O diye seslendi. Önce bizi tanımadı ve kapıyı açmak istemedi. Rahatsız olduğu belliydi. Israrcı olmadan gidiyorduk ki –Aaaaa .... ablam kusura bakmayın sesinizi alamadım diyerek kapıyı açtı. Elektrikler kesikti. Sağolsun üst komşu kendisine sarjlı elektrik temin etmiş. Yani biran evvel evden çıkmamız gerekiyordu. Ayşe ablayı daha önce görmemiştim ama kendisini tanıyordum. O da beni tanırdı. Görüşmek o güne nasip oldu.

-Kusura bakmayın dedi. Açamıyorum hemen kapıyı. Bakkal rahatsız ediyor. Ne oldu dedi arkadaş.

–Deftere yazdırıyordum erzağı. 2 aydır ödeyemedim. Adam artık ahlaksızlaştı. Yanlız yaşadığımı öğrenmiş. Allahtan en üst komşu kendisini uyardı da duruldu biraz. Ama korkuyorum sürekli gelir diye.

Ben konuyu zaten biliyordum...ve bir kere daha dinlemek yüreğimi acıttı.

Ayşe abla kocaya kaçmış. Kocaya kaçtığı için ailesi kendisine düşman olmuş ve öldürerek namuslarını temizleyeceklerini söylemiş. Kocasıyla beraber Zonguldak’ a kaçmışlar. Ancak kocası çok geçmeden içki ve dayak alışkanlığına başlamış. Kadın dayanamamış ve bi gece kendisini kocası satmak isterken çocuklarınıda alıp kaçmış. Allah Ankara’da hayır sahibi birkaç insan çıkartmış karşısına ve rutubetlide olsa bir ev bulmuş. Temizliğe gidip para kazanmaya çalışıyor. 3 erkek çocuğunu ısrarla okutacam diyerek namusuna ket vurmadan iş arayarak gününü geçiriyor. Çocukların en büyüğü 13 yaşında. Çevirip kollamışlar anneyi. Pazarda su falan satıyorlar...

...

Bu iki hayatta 3 farklı anne var değilmi. Birisi kocaya kaçan, birisi kocadan kaçan, ve diğeride koruyup kollayan. Anne nedir, kimdir sorusuna süslü birçok cevaplar yazılabilir aslında. Elbetteki annelerimizde bunların hepsini ve dahasını hak eder. Ancak bu denli yaşamın içinden anlatıldığı zaman insan hem utanıp hemde duygulanmıyor olmasa gerek. Hatice teyze gibi koruyup kollayan bir anne, Ayşe abla gibi direnen bir anne ve daha nice hayatlardaki kah bir savaşın kah bir zulmün altındaki nice isimsiz anneler hangi bencil annelerle aynı sözleri hak edebilir. Anne; annesi tarafından merdiven kovuklarına terk edilen bir çocuk için ne ise kendisi için binbir zorluğa katlanan annesini öz babasından korumaya çalışan çocuk için de aynı mıdır acaba?

Bilmiyorum; şimdi kelimelere gerek kaldıysa siz söyleyin. Anne kimdir?

Selametle