vtucar @ soninternethaber.com

Bir nesnenin, düşüncenin ya da bir duygunun zihindeki soyut ve genel tasarımına kavram denir. İnsanoğlu öyle gariptir ki kendi koyduğu bu kavramlar üzerinde de sık sık anlaşmazlığa düşüp tartışma yaşar. Bu yazıda, bu kavramlardan biri olan Türklük kavramına farklı bir açıdan bakacağız. 

Ya da şöyle diyelim..Aslında bakmamız gereken açıdan bakacağız..

Tanımlar ve terimler ile boğulmadan, bizden olan hikayeler,anılarla, biraz da tarihi vakalarla  bakalım olaylara.

Buyrun…

Bundan birkaç sene evvel Bosnalı bir dostumun anılarını dinlerken bir cümle dikkatimi çekti. “Türk ilmihali okurken…” diye başlıyordu cümle. Cümlenin bitmesine sabredemeden “İlmihalin Türk’ü, Arap’ı mı olur” dedim. Öyle ya ilmihal, islam ilmihalidir. Yok dedi, öyle değil. “Balkanlarda ve birçok avrupa ülkesinde Türk demek burada anlaşıldığının aksine bir ırk değil, bir din, bir kültür bir tarihi taraftır” dedi. O konuşmada Aliyya İzzet Begoviç’in “Tarihe Tanıklığım” kitabındaki “Avrupa haçlı seferlerini yaparken Araba karşı savaşacağız diye yapmadı. Türke karşı savaşacağız diye yaptı. Çünkü Türk kavramı, bir millet kavramı değil, bir kültür bir inanış bir milletler bütünüydü.Ve biz Boşnaklar Türk olduğumuz için öldürüldük.” sözü aklıma geldi. Ve daha net anladım ne denmek istediğini. Avrupa Türkü böyle tanımlıyordu. Yani bizim gibi sığ bir millet tanımlaması değildi bu kavram.

Keşke şu kavramlar hakkında biraz bilgi sahibi olsak. Örneğin okullarda Polonya dan bahsedilirken daha düne kadar adının Lehistan olduğunu, Ukrayna’nın Kırım Hanlığı, hâlâ Gagavuz Türklerini içinde özerk bir devlet olarak barındıran Moldova'nın eski Erdel olduğunu ve hatta tüm bu ülkeler gibi prenslerini daha düne kadar bizim tayin ettiğimiz Romanya'nın Eflak ve Boğdan olduğunu, oradaki Türk kavramını bizim gibi anlamayan ve biz Türküz diyen soydaşlarımızın olduğunu da anlatsalar.

Mesela herkesin Drakula olarak tanıdığı eski eflak beyi Vlad Tepes'in, nam–ı diğer Kazıklı Voyvoda'nın Fatih Sultan Mehmet ile aynı sarayın koridorlarında koştuğunu, eflak beyi olarak atandıktan sonra sırf Türk oldukları ya da Türke benzedikleri için, binlerce insanı katlettiğini ve Fatih'in intikamını da anlatsalar. O zaman gişe rekorları kıran Drakula filimlerine gençlerimizin bakış açısı nasıl olurdu bi düşünün. Acaba Türk kavramını en az; köhne bir sarayda kan içerek vahşiyce yok etmeye çalışan Drakula kadar önemseseydik ve bilseydik, acaba yıllar önce Bulgaristan'dan gelen soydaşlarımıza bulgar dermiydik sizce? Tıpkı bugün Azerbaycanda yaşayan soydaşlarımıza azeri dediğimiz gibi.
Tarihten ders almadık galiba.

Biz Türklük kavramını böle duralım, onlar asıl kavramın ne olduğunu biliyor, bilmemizi istemiyor ve bölmeye çalışıyor. Sadece avrupa mı? Bugün doğu Türkistan'da yaşananlar da buna delil niteliğinde değil mi? İmam Buhari,Farabi, İbn–i Sina, Uluğ Bey gibi bir çok alim yetiştirmiş topraklarda bu gün yaşananlar sanki bizden olan soydaşlarımızın yaşadıkları değilde başka gezegenden insanlar. Hayır, hayır. Onlar Tirmizi'nin, Farabi'nin, İmam Buhari'nin torunları değil mi.

İşte bu yüzden Türkistan kimine göre;
Batıda Hazar Denizi’nden, doğuda Altay ve Altın Dağları’na; güneyde Horasan, Karakurum Dağları’ndan, kuzeyde Ural Dağları ile Sibirya’ya kadar uzanan bir yer iken, kimine görede ben türküm diyen bir kişinin olduğu yere kadardır. Coğrafyası yoktur yani.

Hal böyleyken bizler tarihten nasıl olurda ders çıkartmayız. Soydaşlarımızın çektiği zulümlere duyarsız kalmak elimizden birşey gelmemesi gücümüzün yetmemesi başka birşey. O şu tarafta dursun. Ancak asıl büyük tehlike onlarla olan soydaşlığımızdan bi haber olmamız ve tarihe olan hafıza kaybımız. Bilge kral olarak adlandırılan Aliya İzzet Begoviç’in dediği “Sen Türk'sün. Bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin, olamazsın.” sözü bize daha geniş düşünüp anlamayı tavsiye etmiyor mu sizcede.

Selametle