dzat @ soninternethaber.com

Dilimiz iletişimimizin en etkili aracı. Toplumsal yaşamın en vazgeçilmezi. Tesir gücü yüksek, oldukça etkileyici ve ikna edici. Keskin yönüyle kırıcı ve bomba etkisinde değil midir? Herkesin muhtaç olduğu ortak malımız. Değerlerimizi gelecek neslimize aktarabileceğimiz en önemli unsurlardan. Kişinin dili, iç dünyasının yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden insanın diline bakarsınız; kişiliği hakkında hüküm çıkartırsınız. Diline bakıp kültür ve ahlakına, duygusu ya da akıl seviyesine yönelik bir yargıya varabilirsiniz.

İşte bu bakıştan hareketle dilimizdeki yozlaşma nedeniyle insanlarımızın çözülme yaşadığını da görmek durumundayız. Kabullenmesi zor ama gerçek olan bu sonuç, özenti kurbanı olduğumuzu da resmediyor. Özellikle iç dünyasında kendisini ezik, küçük ve düşük gören bazı kişiliklerin farklı davranış sergilediklerini görürüz. Gerçekte kendisini yansıtmayan sözcüklerine şahit oluruz. Böylesi şahsiyetler yetersiz gördükleri durumlarını gizleme ihtiyacından olmalı ki, yabancı ve moda ifadeler kullanarak kültürlü görünmeye çalışmaktadırlar.  Çoğu iş yerlerine verilen isimler ne yazık ki ortadadır. Kültür ve moral değerlerimiz açısından hiçbir anlam ifade etmedikleri malumunuz. Sırf günceli yakalamak,  biraz daha özentili olabilmek, dikkat çekebilmek ise maksat, “vay bizim halimize!” Yabancı isimler verilen iş yerlerine daha çok müşteri gelir mi bilinmez. Avrupa´nın meşhur, makyajlı, yaldızlı ve yıldız diye sunulan bazı karakterlerinin isimleri çocuklarımıza verilince bir rahatlama sağlıyor mu? Bunu da bilmekten yoksunuz! Ancak bildiğimiz bir şey var ki, o da; her konuda dünya menfaatlerinin kulu kölesi olduğumuzdur...

İnançlısı inançsızı, hassası rahatı, eğitimlisi eğitimsizi, her sahada bir dünyevileşme görülüyor. Dilde de bir dünyeviliğin olduğu gün gibi aşikârdır. Özellikle yeni neslin kullandığı dil ile varılacak bir yer yok. Artık öz musikimizi dinleyen, şiir yazan, kitap okuyan genç nesil neredeyse kalmadı. Oysa sanat denilen edebi türler dilimizden süzülen değerlerimiz değil miydi? Maalesef açık açık cümle kurmaktan bile yoksun bir nesil var. Kelimelerin baş harflerini söyleyerek mucize bir iletişim gerçekleştirdiklerini sanıyorlar. Bilgisayarların ve cep telefonlarının yazışma programlarından gönderilen harf yığınları güncel konuşma diline taşınıyor. Sanıyorum ileriki zamanlarda insanlığın ilk çağlarında olduğu gibi beden dili ve şekillerle konuşacak insanlık. Öyle ya. Bilim çağını yaşıyoruz. Acelemiz var, konuşmak için zamanımız yok. Yabancı dillerle konuşmak varken ana dilimize pek de ihtiyaç yok (!) Ne dersiniz, haksız mıyım?

İnancı yara almış, ahlakı bozulmuş, kültürü her geçen günde eriyen, bilim, ilim, sanat, mimari, şiir ve edebi eserler üretemeyen dilini kaybetmiş fert ve toplumlar, sömürülmeye mahkûm değil midir? Dilimizdeki bu yozlaşma, menfaatçi yaklaşımla kullanılan bir dil, dünyevi bir üslup, edepten yoksun tarz, kemiği ortadan kalkmış tekdüze ve saygısız bir söylemin bizi götüreceği yer belli! Ruha değmeyen, duyguya şekil vermeyen, zarafetten ve naiflikten uzak, sağlıklı iletişimi bozan dilsizlik, bir çeşit işlevsizliktir. Böylesine zengin bir dile sahip olup da bu kadar kurak iklim yaşamak, dile de kendimize de hem yazık hem de saygısızlıktır. Dil sadece bize lamız değil, bizden sonrakilerin bizi anlaması için de lazım. Lütfen özen gösterelim. Onun bozulmasına ve kirletilmesine müsaade etmeyelim...

Türk´ün dili olan dünya dili Türkçemiz, hassasiyetle korunmalıdır. Türk evladına; Karamanoğlu Mehmet Bey´in tavsiyesine ulaşmış bir “dil bilinci” içinde olmayı diliyorum.  Nice doğruları ve güzellikleri gönülden dile dökerek bir arada yaşamak ve yansıtabilmek temennisiyle.