dzat @ soninternethaber.com

Edebiyatın işi, doğruyu ne pahasına olursa olsun savunarak yazı diliyle dünyaya haykırmaktır. O yüzden siyasal sistemlerin en çok rahatsızlık duydukları kişilerin başında, bu cesur fikir beyanları nedeniyle edebiyatçılar gelmektedir.

Gerek tarihi süreç içinde, gerekse yaşadığımız yüzyılda durum hiç değişmemiştir. Batının bu konudaki sicili bize göre daha kabarık olsa da bizde de durum pek farklı değildir! Edebiyatçılar, kısıtlanamayan ifadeleri ve sorgulayan yönleri sonrasında çok zaman yargılanarak ceza çekmek durumunda bırakılmıştır. Uzak ve yakın tarihin meşhur bilim, fikir ve gönül insanları özgür düşüncenin mazlumları arasında tarihe geçmişlerdir. Hatta fazla uzağa gitmeye de gerek yok aslında. 28 Şubat sonrasında yazarların başına gelenler henüz hafızalardan silinmemiştir. Geçtiğimiz yıllarda hem de 89 yaşında olmasına karşın tecrübeli gazeteci Helen Thomas’ın Filistin’le ilgili hür ifadeleri nedeniyle başına gelenler de bu tezimizi ispat eden en taze ve bariz örneklerden.

Hakkı ve hukuku savunan edebiyat ve edebiyatçılara karşı, insan hakkı ihlalleriyle tescilli olanların farklı bir tutum sergilemeleri de beklenemezdi zaten!

Evet, edebiyat insanın içine sıkışmış olan gerçekleri, kendi rüzgârıyla dışa vurarak özgürleştirmesini sağlayan bir araç. Zira eli kalem tutan vicdan sahibi bir yazı ustasının, haksızlıklar karşısında ne vicdanını, ne de kalemini susturması mümkün değildir.

Yazı; düşünen, sorgulayan ve edebiyatı seven insanların iletişimlerinde en etkili yöntemlerden birisidir. Yazı yoluyla iletişime geçenler, hiç tanışmasalar da yazı üzerinden gerekli anlaşmayı sağlarlar. Yazı, bir taraftan okurun akıl ve vicdanına hitap ederken, diğer yandan da okuyucuya “yalnız değilsin” hissini telkin eder. Ortak payda da buluşma zeminini sağlayan mısralar, yüreklere de değip geçer çok zaman. 

Yazının amacına gelince; akıl vermek değildir yazı yazmak. Hesap sormak da değil! Yazmak bir dışa vurum, bir dertleşmedir aynı zamanda. Biraz da paylaşımdır, gizemli manalarla mesajı karşıya ışınlayan midyum misali.

İç dünyanın dışarıya yansıtılma biçimi, kelam severlerce sözel olarak yapılırken, kalem severler de yazı yoluyla sağlarlar bu paylaşımı. Kelimelerin gücü elbette çok önemlidir.

Nitekim edebiyat, kelimelerin nakış nakış bir araya getirdiği örgü değil midir? Kimi zaman bir kelime her şeyi anlatmaya yeterken, kimisinde de kelimelere sığdıramadığımız, ciltleri doldurabilecek duygu ve düşüncelerimiz yok mudur? İşte edebiyat bu yoğunluğu hafifletmeye yarayan bir dert ortağıdır, yalnızlıklarımızı örten…

Edebiyatın zengin atmosferinde: paylaşımların en güzellerini yaşayabilmeyi diliyorum.