seyigun @ gmail.com

Evliliğin ilk yıllarında çiftlerin huzurunu bozan anlaşmazlık konularından birisi de eşler arasında yaşanan “güç mücadelesidir”. Daha önceki iki köşe yazımda bunun nedenleri ve sonuçlarına değindim. Bugün ise çözüm yolları üzerinde duracağım.

İnsan;   doğası gereği,  diğer insanlarla iletişim kurmaya, yardımlaşmaya, sırlarını, düşüncelerini, en özel duygularını, üzüntülerini paylaşmaya,  sevgi, aşk ve güvene ihtiyaç duyar. Kişinin bu doğal ihtiyaçlarını karşılayabilen, ona ebedi arkadaşlık edecek olan tek kişi, ancak eşidir. Çünkü  “dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla(eşi)olur.” (Lemalar)

Görüldüğü gibi, karı/koca birbirine ihtiyaç duyan, birbirinin tamamlayıcısı, birlikte “süküne” ve huzura kavuşulacak kişilerdir. Tamamlayıcı demek; iş bölümü yapan, rekabet etmeyen, kendi doğasına uygun sorumlulukları üstlenen, yardım eden kişi demektir. Eğer karı ve kocaya bakış açısı böyle olursa, eşlerin hayat yükü daha da hafifleyecek,   birbirlerine hem muhtaç hem de minnettar olacak,  aralarındaki güç dağılımı da adil olacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, iş bölümü ve sorumlulukların, yani ailedeki güç dağılımının neye göre olacağı ve kimin tarafından belirleneceğidir.

-Her ne kadar kadın ve erkeğin yaratılıştan sahip oldukları yetenekleri belli ise de, sorumlulukların paylaşımı konusunda kesin kurallar koymak doğru değildir. Çünkü bu, kültüre, kişiye, kadının çalışıp çalışmamasına, erkeğin veya kadının iş yükü, sağlığı ve kişiliğine, aile yapısına vb. göre değişebilir. Çiftler, mümkünse düğün öncesi, değilse evliliğin ilk aylarında bu konuyu kendi aralarında adaletli bir biçimde açıklığa kavuşturmalıdırlar.

-Aile içi her sorunda olduğu gibi, burada da yargılamadan, suçlamadan yaklaşmak konuya yaklaşmak gerekir. Çünkü eşler arsasındaki güç mücadelesinin bir nedeni kişinin geçmiş deneyimlerinden gelen yanlış güç takıntılarıdır.  Yani bu durumda kişinin amacı; eşini ezmek değildir, aslında onu seviyordur, şefkat ve merhametli biridir.  Ancak kişiliğinden, geçmişinden kaynaklanan bilinçdışı yanlış davranışları söz konusudur.

Bu durumda, yaratıcının eşler arasına koyduğu fedakârlık, “sevgi ve merhamet” duyguları en güzel yaklaşım ölçüleridir. Bu değerlerle çözülmeyecek sorun yoktur, yeter ki, suçlamadan, aşağılamadan sabırla devam edilsin. Çünkü suçlayıcı bir yaklaşım, karşı tarafı,  pozisyonunda daha da güçlenmeye ve hatta yaptıklarını savunmaya götürür. 

-Bunun yanında güç dağılımında dengeyi kendi lehine bozan eşe karşı, aynı şekilde karşılık verip de olayı bir kısır döngüye çevirmemeye de büyük bir özen göstermek gerekir.  Çünkü o zaman eş;  dost, yoldaş, hayat arkadaşı, tamamlayıcı konumundan rakip konumuna itilmiş olunur.  Ayrıca kısır döngü, karşılıklı ceza vermeye dönüşür ki, bunun sonu gelemez ve eşleri boşanmanın eşiğine kadar götürür.

-Ancak; eğer güç uygulayan, her konuda baskı yapan, adıl davranmayan eş, bunu karşı tarafı ezme pahasına yapıyorsa, merhamet ve şefkat duygularından yoksunsa o zaman önlem alınabilir. Diğer eş, kendisini ezdirmemek için mücadele edebilir. Çünkü zalim ve mazlum rolü eşler arasında duygusal mesafe doğurur ve birbirine düşman vaziyetine getirir.

Kısaca,  eşler arasında bilinçli bir sömürü ve adaletsizlik yoksa yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere güç mücadelesi içinde olmak faydadan çok zarar getirir. Çiftler, birbirlerine anlayış ve empati ile yaklaşıp, ortak kurallar koyma ve buna uyma konusunda da anlaşabilirlerse güç mücadelesi yaşanmaz veya varsa da sorun çözülebilir.