odogan @ soninternethaber.com

Konya´nın Yunak ilçesine bağlı olan bir köy, ismi Hacıömeroğlu.

 Bu köy Konya´nın Ankara sınırını belirleyen son köylerinden sadece bir tanesi. Köyün tarihçesi  ilgi çekici. Malatya-Adıyaman illerinden göçe zorlanan bu köy aynı zamanda bir Kürt köyü.  Bu günlerde yolları olmayan, unutulmaya adeta terkedilmiş bu köyün çileli kaderi uzun yıllar öncesine dayanıyor.

Köyün şimdilerde en yaşlı üyeleri 1920-27 doğumlu. Cumhuriyetin ilk yıllarını yaşarken İman ve İslami itikatlardan dönemin hükümeti tarafından uzaklaştırılma çalışmaları dilden dile bugünlere kadar gelmiş durumda.

Köy iki dağ arasına yerleştiği için köye giriş yapacak olan her hangi bir araç-insan, iki kilometreye yakın düz bir yolu aşması gerekiyor.

İşte anlatmak istediğimiz hikaye de burada başlıyor.

 Ezanın Türkçeleştiği yıllarda her köye bir askeri dikmek bir yana, dini vecibeleri yerine getirmeye dair de ciddi engellerle karşılaşmış bir köy.

Bundan on on beş yıl öncesine kadar Köyün meydanına yaşlılar sabah erkenden gelir. Cami duvarına sırtını yaslayarak güneşe yüzünü dönerlerdi. Yağmayan yağmurlardan, hasatın durumundan, çiftçinin borçlarından bahseden bu insanlar meraklı gençlerin eskileri ne zaman anlatacaklar bekleyişini  kırmadan anlatmaya başlarlardı;

Onlardan bir tanesi…

‘Türkçe ezanı okusunlar diye talimat gelmiş. Bir cemse askerle köye bildiriler yapılıyor. Bizler o zamanlar camide kuran öğreniyoruz. Medrese kültürü gibi yetiştiriliyoruz. Bu bir cemse asker köye gelip, -artık ezan Türkçe okunacak deyip okunacak olan ezanın yazıya dönmüş şeklini imama uzatıyorlar.

Arkasından da bu bir emirdir diyorlar.

 Bir askere de cami başında nöbet tutturuyorlar.

 Evlerde olan kitaplar bir bir toplatılıyor ve alıp götürüyorlar. Kuranını vermek istemeyen köylüler  naylonlara, bezlere sarıp kuranlarını gömüyorlar. O asker orada olduğu müddetçe devletin istediği emirler yerine getiriliyor, asker geldiği yere döndüğünde ise köylüler yolu gören tepeye bir nöbetçi koyuyor, caminin içince kuran derslerini yapıyorlar.

Uzun yolun başında biri gözüktüğü anda, tepede nöbetçi olan kişi hızlı bir şekilde camide kuran eğitimi alan kişilere haber gönderiyor. Haberi alan insanlar caminin kapılarından pencerelerinden kaçarak kuranı kerimlerini saklayıp günlük hayatlarına dönüyorlar.

 

Son günlerde Diyanet İşleri Başkanının atanması üzerine kalemşöler kolları sıvamış gibi. Özellikle Diyanet İşleri Başkanımızın babası ile ilgili anılarını anlattığı o videonun yorumlayıcıları gerçeği gizleme yerine cumhuriyetin ilk yıllarını sevecen kılmak adına, sempati oluşturmak adına kalem oynatmaktalar.

Geçmişse sayısız örnekleri yaşanmış olan bu vakalar karşısında günah çıkarmaya çalışan 1930-45 yıllarının sempatizanları yaşanmış kaç hikayeyi örtebilirler.

Yapılması gereken 1930 ve sonrası için yapılan zulümlerden dolayı bu insanlardan özür dilenmesidir.  Yapılanlara rağmen pişkince haklılığını savunmak hadsizliktir, edepsizliktir. Bu arada özür dilenmeye başladığınızda Hacıömeroğlu köyünden başlayın.