yguldal @ soninternethaber.com

     Konumuza kaldığımız yerden devam edelim inşallah

     1948 yılında BM´de “181. Kanunu” teklif edildi. Bu kanun teklifine göre “İngilizlerin manda yönetimi” kaldırılmıştır. Bu kanun kabul edilince İngilizler, Filistin´de bütün silahlarını bırakarak çekilmişlerdir. Burada bilmemiz gereken en önemli bilgi şudur, “silahı katilin eline veren İngilizlerdir.” Yani İngiltere Yahudileri bir nevi silahlandırmıştır. Kime karşı? Filistinlilerin şahsında Müslümanlara karşı…

     Artık kavga başlamıştır. Bu kavga bir süre devam etmiş, bu sefer BM´de temsilci olan ülkeler Yahudi ve Filistin halkına bir iyi niyet elçisi gönderip, “aman niye kavga ediyorsunuz, gelin sizi barıştıralım, kavga etmeyin” teklifini yapmışlardır. Bu sırada Arap nüfus Filistin´de, Yahudi nüfusun nerdeyse iki katına tekabül ediyorken Hitlerin o meşhur katliamından sonra, Rusya´dan, Avrupa´dan, Amerika´dan, durmadan Filistin topraklarına Yahudi nüfus pompalanıyor “hadi size devlet kuruyoruz, Filistin´e gidin toprak kapın” denilerek dünyadaki Yahudiler göçe teşvik edilmiştir.

     Filistinlilerin o dönem ki nüfusu batılıların verdiği bilgiye göre bir milyon üç yüz bin iken gerçek rakam iki milyonun üzerindedir. Yahudilerin nüfusu da altı yüz seksen bin civarında verilirken, gerçek nüfusun ise üç yüz elli bin civarında olduğu bilgisine ulaştım. Yani batılıların verdiği rakamlara bakıldığında Yahudi nüfus, Arap nüfusun hemen hemen yarısına tekabül etmektedir.

     İsrailliler kendi ağızlarıyla “bizim toprağımız %6 , biz %6 pay istiyoruz” derken, BM toprakları paylaştırıp Arap nüfus, Yahudi nüfusun en az iki katı fazla olmasına rağmen, BM toprakların %45.53´ünü Araplara veriyor. Gerçek verilerde Arap nüfusun 4/1´i olmasına rağmen Yahudi yerleşimcilere ise, % 54.47´sini veriyor. Ne kadar adil toprak paylaşımı değil mi?

     Fakat ne yazık ki Siyonistler buraları bizzat Filistinlilerden satın aldıklarını ileri sürerek dünya kamuoyunu özellikle de İslam âlemini yanıltmış, Müslümanlar da bu tarihi yalanları araştırıp doğrusunu öğrenmek yerine bu yalan bilgilere sadece inanmakla yetinmişlerdir.

     Buraya kadar ki kısımda Filistinlilerin herhangi bir dahlinin olmadığını çok açık biçimde görüyoruz. Yani yahudilerin 1948´e kadar edindikleri arazilerin 8´de 7´sinde Filistinlilerin müdahalesi asla söz konusu olmamıştır.

     Filistinlilerden satın alınan toplam arazi miktarı Yahudilerin 1948´e kadar tedarik ettikleri tüm arazi miktarının sekizde birine, tüm Filistin topraklarının ise binde 9´una tekabül etmektedir. Satılan arazilerin tüm topraklara oranıyla, onları satanların genel nüfusa oranlarını denk kabul ederek düşünelim: Bir halk hakkında hüküm verirken binde 9´un tavrına göre mi yoksa % 99,1´in tavrına göre mi hüküm verilir?

     Filistin halkının en az % 99´u göçmen yahudilere arazi satmama konusundaki kararlılıklarını korumuşken, bu kararlılığa bağlı kalmayanları da içlerinde barındırmamışlardır. Eğer yahudi göçmenlerin, yahudi göçünü teşvik eden örgütlerin bütün teşvikleriyle cazibeli fiyat tekliflerine rağmen 30 yıl içinde satılan toplam arazi miktarı binde dokuzda kalmışsa, bu Filistin halkının bu konudaki dayanışmasını, bu konudaki kararlılığını ve üstün mücadele azmini gösterir.

     Ama ne yazık ki tarih boyunca Filistin halkı bütün bu kararlılığına rağmen iftiraya uğramıştır. Bu iftira, tıpkı iffetini koruma konusunda oldukça dikkatli bir insana fuhuş iftirasında bulunulması gibi bir olaydır.

     Kalın sağlıcakla…