veyseltanerucar @ gmail.com

Dünyanın felaketlerle başladığı ve hâlâ bu felaketlere dur diyemediği 2020 yılının yani hicri 1441 yılının ramazan ayına girmiş bulunuyoruz.

Hepimizin bildiği üzere bu ramazan diğerlerinden daha farklı bir ramazan. Dünyanın içinde bulunduğu covid-19 salgını sebebiyle bazı etkinlikler bu ramazanda yapılmayacak maalesef. Toplu iftarlar, iftar çadırları,içerisinde kültürel faaliyetleride barındıran iftar,sahur ve ramazan etkinlikleri maalesef bu yıl yok. Teravihler, vakit namazları... Hiç biri.

Bu durum sosyal ve bütünleştirici ibadet ve faaliyetleri sadece ramazan da yapmayan, fakat ramazan'ın feyzini ve bütünleştirici ruhunu desteklediği için bu amelleri daha çok yapabilmek adına ramazanı dört gözle bekleyen bizleri üzdü pek tabi.

Ancak birasını da alıp gelenin, yeryüzü sofrası,yeryüzü iftarı adı altında rahatlıkla katıldığı iftar sofralarının kurulduğu ülkemin halkı olarak da bizler bu günleri de biraz hakettik gibi.
Kimimiz iftar sofrasına bira ile oturarak, kimimiz de buna göz yumarak.
Meseleyi hatırlıyorsunuz dur sanırım. Gezi olayları sırasında yaşanan ve tartışmalara sebep olan malum olay.


”Yeryüzü iftarına elinde bira/rakı ile birisi karşıma otursa ne yaparım? Hoş geldin derim, ikram ederse almam, gel seninle az konuşalım derim.Neden? Çünkü Peygamberimizde böyle yapmış." diyen zihniyetlere susarak, yahut inanarak, İslam'da kültürel bir değer olan iftarın paylaşımcı ve bütünleştirici özelliğine bu denli zarar verdiğimiz için yalnız iftarları hakettik aslında.

Sadece bumu?

Televizyon ekranlarında bir taraftan cenaze namazı kılınırken aynı anda diğer taraftan koca siyah gözlükleriyle cenaze namazı kılmayan ünlülerle röportaj yaparak hakettik.

Çeşit çeşit yaptığımız iftar sofralarını fukarayla paylaşmak yerine özçekim yapıp sosyal medyada paylaşarak hakettik.

Caminin önünde tanıdığının içerde vakit namazını kılmasını bekleyen,içerde değilde dışarda olmayı tercih eden,aslında içeri girmeyen değil,bu tavrıyla içerinin sahibi tarafından istenmeyen ve beklenmeyen olduğumuzu unutarak hakettik.

Makam ve mevki uğruna hak yediğimiz için hakettik.

İhalelerde yabancıya gitmesin diye insanların emeğini ve hakkını çiğnediğimiz için hakettik.

Çocuk yaşta kız ve erkek çocuklarına albüm yaparak onları fiziki ve ruhi olarak uyuşturup, aşklarını konuşarak magazine meze ettiğimizi unutup pedofili hastalığını İslam'a mal ederek hakettik.

Ramazan'da ekranlarda olan hocaların kazandığı paraların helal olup olmadığını, ünlü bir şarkıcının çıktığı otel restoranlarında bir fakirin belkide bir yıllık mutfak masrafını hesap olarak ödediğimiz yemeklerde konuşarak hakettik.

Bir yandan acımasız patronlara söverek,diğer taraftan mesaiyi android oyunlarda doldurarak hakettik.

İnfak nedir bilmeden, verdiğimiz zekâtın sanki hayırmış gibi reklamını yaparak hakettik.

Aklına güvenmeyi alime güvenmekten öne koyarak,alim olmak için akıllı olmak gerektiğini unutan ufak aklımızla aklı yaratanın aşıklarına sırtımızı dönerek hakettik.

Tüm gücünü dine sövmekten alarak,sanki dünyada ki tüm kötülükler İslam'dan çıkmış gibi İslam düşmanı olduğumuz için hakettik.

Ve tabi İslami tanımayıp İslam mış gibi yaşamaya çalıştığımız için hakettik.

İslam'ı bozmak için çalışanlara susarak neyi bozdurduğumuzu bilmediğimizden, yenilikçi gibi göründüğümüz ve bununla gurur duyduğumuz için  hakettik.

Aslında hepimiz biliyoruz daha neler yaptık neler. Kaç yazı,belkide cilt cilt kaç kitap eder.

Ve hepimiz biliyoruz ki hakettik...

Tövbe kapısı açık diye tövbe arsız ı olmuş nefislerimize bu ramazan bir şans daha tanıyalım. Samimi bir tövbe ile arsızlığı bırakıp, insan olmanın adımını atalım. Çünkü hepimiz biliyoruz ki çoğumuzun ne ruh hali insani ne de içinde bulunduğumuz durum insanî. Ne bu dünyaya yariyoruz ne ahirete yani.


Toplumsal ve bireysel yaşananlardan ders alıp, nasuh tövbeler nasip olması dileğimle.

Hayırlı ramazanlar...

Selametle