dzat @ soninternethaber.com

Bireysel ya da sosyal açıdan yapılacak işlerde doğru kararlar verebilmenin en kestirme yol ve yöntemi hiç kuşku yok ki istişare etmektir. Yetkinliği olan birinin fikrine başvurmak ya da bir heyetin kararına talip olmak “istişare”dir. Gerek ilahi dinler gerekse sosyal sistemler fikir alışverişini, şura yapmayı veya müşavere etmeyi oldukça önemsemişlerdir.  Bu husus Kuranı Kerimde; “Yönetim işleri hususunda onlarla istişarede bulun!" (Âl-i İmrân 159)  şeklinde emredilmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bilgi ve tecrübeli sahabelerle her zaman istişare etmiştir. Ebû Hüreyre (ra) şöyle der: “Rasûlullah (sav)’den daha fazla ashâbıyla istişâre eden bir kimse görmedim.” (Tirmizî, Cihâd, 35/1714) Demek ki Rehberimiz, Efendimiz (sav) arkadaşlarının uzmanlık alanlarına saygı göstermiş, fikirlerini ifade etmelerini istemiş ve sonuçlarını da bizzat uygulamıştır. O’nun geniş katılımlı bir istişare meclisinin olduğu sahih kaynaklardan bilinmektedir.

Bu meclisin üyelerinden bazıları Hz. Ebu Bekir, Hz Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Sa'd İbnu Ubade, Hz. Üseyd İbnu Hudayr, Hz. Sa'd İbnu Muaz ve Muaz İbnu Cebel gibi kıymetli isimlerdir. Yine meleklerden de Cibril (as) ve Mikâil (as) olduğu hadisi şeriflerde rivayet olunmaktadır. İki Cihan Güneşinin hayatında konu, vahye taalluk eden bir emir değil ise şayet, muhakkak sahabe efendilerimizin görüşleri dinlenir, kendi başına karar verilmezdi. Bizler de mutlaka istişare etmeli, başvuracağımız ve akıl danışacağımız âlimler, rehberler ve kaynaklarımız olmalıdır.

Evet, kendisi bu kadar önemli olan bir konunun pek tabiî ki kimlerle yapılacağının da bir o kadar önem arz ettiği ortadadır. Hangi konularda istişare edildiği kadar, kimlerle istişare etmemiz gerektiğini de seçmeliyiz. İstişare edilecek kişi kararlarımızın destek gücü olacağı için yapılacak işlerin de sonucunu doğrudan etkileyecektir. Bu yüzden istişare yapılacak insanlar seçkin insanlar olmalıdır. Herkesin görüşü insanın ufkunu genişletmediği gibi doğru sonuçlara da götürmez. Her danıştığımız insanın vereceği fikir ve sunacağı görüş bizi en güzel ve hayırlı olana götürmeyebilir! Burada da ehliyet sahibi insanların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Ab­bâ­sî ha­li­fe­si Me’mûn is­ti­şa­re konusunda oğ­lu­na na­si­hatinde; “Şüp­hen olan iş­ler­de, tec­rü­be sa­hi­bi, gay­ret­li ve şefkat­li ih­ti­yar­la­rın gö­rüş­le­ri­ne baş­vur. Çün­kü on­lar, çok şey gö­rüp ge­çir­miş­ler­dir. Zamanın iniş­li çı­kış­lı, ik­bal­li ve he­zi­met­li olay­la­rı­na şa­hit ol­muş­lar­dır. On­la­rın söz­le­ri acı da ol­sa ka­bul ve ta­ham­mül et. So­nun­da se­vi­nen sen olur­sun.” diyor. Ne kadar manidar değil mi? İstişare, şüpheye düşülen konularda bir bilene sormak işi olarak karşımıza çıkıyor. Demek ki ikircikli durumlarda ve karar veremediğimiz hususlarda istişare müessesesine başvurmak en geçerli ve mühim bir yol-yöntem olmalıdır. Herkesle istişare edilemeyeceği gibi her akıl verenin aklı da doğru sonuca götürmeyecektir.

Büyükler “dost acı söyler” diye boşuna söylememişler. Buradan çıkacak hakikat ise istişare sonuçlandığında beklentilerimizin aksine dahi bir görüş ortaya çıkmışsa doğruyu kabullenmekte bir erdem olmalıdır. Hakikate ulaştıracak bir istişareyi uygulamayacaksak istişare etmenin ne anlamı vardır? Peki, herkesle yapılır mı bu türden paylaşımlar,  fikir teatileri, istişareler ya da bilgi paylaşımları? Haydi, yaptınız diyelim anlar mı sizin halinizden, çözüm üretebilir mi başvurduğunuz, kaynak gördüğünüz ya da aklına güvendiğiniz kişi veya kişiler? Öyle ise her kişiye akıl danışılmayacağı gibi herkesin verdiği fikir de hemen benimsenmemelidir. 

İstişare edilecek kişi çok mühimdir. Bazı vasıfları üzerinde taşımalıdır. Nelerdir o vasıflar? Evvela ehliyetli kimse olmalıdırlar. İlim sahibi, aklı başında, makul, muhakeme yeteneği olan, tecrübeli ve ahlakından emin olunan kimseler olması gerekmektedir. Ana kaynağımız Kuranı Kerim bu konuda da bize yol gösteriyor. “Bil­me­di­ği­ni­zi zi­kir eh­li­ne so­ru­nuz.” (Nahl 16/43) emri ilahisi, istişare edilecek kişinin ana özelliğini bildiriyor. Ayeti Kerimedeki bilmediklerimizi kendilerine sorulması emredilen ‘zikir ehli’nden kastedilenler kimlerdir? Bu sorunun cevabı hiç şüphesiz çok mühimdir. Kuşatıcı bir maneviyat, öngörü ve feraset, istişare hususunda ehliyet sahibi olmanın göstergelerindendir.   Yine takva sahibi, şuurlu, bilinçli düzeyi yüksek, insanı tanıyan, kemalat vasfına haiz,  samimi ve tecrübesi test edilmiş, toplumun genel kabulünü de sağlamış, kanaatleriyle yol açan, geçerli ve güvenilirliği olan kimselerle istişare etmek esastır. İstişare ettiğimiz kimselerin ilmi yeterlilikleri olması gerektiği gibi manen ve ahlaken de olgun olmaları gerekir. Feraseti geniş, tecrübesi engin, çözüme katkı sağlayacak, akîl tarifine uygun düzeyde olmalı ki, istişarelerimiz hayır ile neticelenebilsin.

Müşavir sıfatı taşıyan kişi ilk önce; kendisine “güvenilen” itimat edilen kişi olmalıdır. Danışılan veya sorulan hususta, gerçek ve doğru her ne ise onu açıklamalıdır. Kendisini, soru soran kişinin yerine koyarak cevaplamalıdır. Nitekim Rasûlullah (sav) Efendimiz: “Kendisiyle istişâre edilen, güvenilir bir kimse olmalıdır, doğru olanı gizleyerek arkadaşına ihânet etmemelidir.” buyurmuştur. (Tirmizî, Edeb, 57/2822) Müsteşar (istişare edilen) güven vermiyorsa, gerçeği olduğu gibi söylemeyecekse o kimseye danışarak hakikat yolunu da kaybetmemek lazımdır.

Yine başka bir özelliği “bilgili ve tecrübeli” olmasıdır.  İlim sahibi ve o ilimde amel üzere olan salih kimseler şümullü bir fayda sağlayabilirler ancak. Yani bilgili ve tecrübeli olmak da tek başına yeterli değildir. Tecrübesini; adalet, hakikat, merhamet, sadakat ve güven gibi unsurlarla desteklemeyenlerin danışmanlığı hayırlı neticelere götürmez. Hadisi Şerifte; “Salih olan âlimlerle istişare edin” buyruluyor.  Kendisine akıl ve fikir danışılanın doğru bilgiyi vermesi mecburidir.  Allahtan korkmalı mesela. Hazret-i Ömer (ra) bu konuda şöyle demiştir: “İşlerin hususunda, Allah’tan korkan kimselerle istişâre et!” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 147)  İlim sahibi olup, irfan elbisesini üzerine giyinmiş olmalı.  Danışılan kimseler, aklıselim oldukları için o temiz akıllarıyla doğru bilgiyi verirler. Dürüst davranarak hassas bir terazide tartıp öylece görüş açıklarlar. İstişare edilecek şahısların, akıllı, bilgili ve takvâ sâhibi olmalarının yanısıra, çevreleriyle geçim ehli ve ekip çalışmasında da kâbiliyetli olmaları mühim bir esastır. Zira birden çok akıl ve tecrübenin, bir tek akıl ve tecrübeden daha doğru kararlar vereceği inkâr edilemez bir hakikattir.

İstişare ehlinde bulunması gereken diğer bir nitelik ise “liyakat”dır. Bu kıymet kimde var ise kadın veya erkek ayrımı yapılmaksızın istişare edilmeye layıktır. Çünkü ölçü cinsiyet değil, liyakattir. Ehil olan insanlarla istişare, onların görüşlerinden faydalanma hayatın zararlarını en kestirme yoldan azaltır. Hakikati bulmak isteyen kimse illaki ehline müracaat etmeli. Müsteşar (istişare edilen) ehil olduğu kadar konusuna vakıf, davasında samimi, sözüyle özü bir olmalıdır. Kişiler kendi alanında uzman olsalar da başka alanlarda yetersiz olabilirler. Bir doktordan çiftçilik konusunda, bir bakır ustasından göz rahatsızlığı ile ilgili bilgi almak anlamsızdır. Bir hukukçuya veterinerlik sormak, garabet değil midir? Sonuçları ise faciadır…

Bu nedenle ehil olmak çok mühimdir.  Güzel ahlak sahibi, görüşlerinden emin olunan, yaptığı işlerde ve söylediği sözlerde Allahın rızasını gözeten, samimi insanlardan sorulmalı. Çünkü samimiyeti tartışma götüren kişilerle hayati meseleler istişare edilmemelidir. Sadece ‘işimize geldiği gibi açıklamalar yapsın, liyakat yerine bize tabi olsun kâfidir’ diyen bir anlayış, istişare alanının dışına çıkmış demektir. Kuvvetli fikirleri ve sağlıklı düşünceleri olan, dinlemesini bilen, araştıran, kendisine danışılan konuda garazdan uzak duran kimseler istişare edilmeye haiz olanlardır. İstişarede iyi niyet ve ihtisas yine başköşede tutulmalıdır.

Peki, içtimai konularla ilgili bu kadar hassas oluyoruz da tıpkı bunun gibi; iç dünyamıza yönelik, ahlaklarımıza ve maneviyatımıza dair de bir araştırma yapmak zorunda değil miyiz? Gıybetten nasıl kurtulacağım, ibadet tembelliğinden, zikir eksikliğimden, infak yapamamaktan, dedikodu etmekten, göz zinasından, kibirden, kendini beğenmişlikten, zilletten, cimrilikten, korkaklıktan, vesveseden, kötülük yapmaktan, ihtiraslarımdan, sapkınlığa düşmekten nasıl korunacağım diye kafa yormamız gerekmiyor mu? İstişare edeceğimiz konular arasına bu ahlaki marazları ya da kalp hastalıklarını ne zaman alacağız? Güzel ahlak sahibi olmayı ne zaman dert edineceğiz? Bu konuları kime soracağız? Kimlerle istişare edeceğiz?  Tüm bu tariflerden ortaya çıkan genel mana şudur ki, istişare edilen kimse kuşatıcı olmalı, insanı tanımalı. Kendini ve maneviyatı bilmelidir.

Peygamber Efendimiz’e: “Yâ Rasûlallah! Kur’ân’da ve Sünnet’te çözümünü bulamadığımız bir meseleyle karşılaştığımızda ne yapalım?” diye sorulduğunda, Efendimiz (sav): “Onu, fakihlere, âbidlere ve sâlihlere sorun. Onların istişaresine arz edin. O konuda şahsî görüşünüzle amel etmeyin.” buyurmuştur. (Heysemî, I, 178) Günümüzde hala böyle insanlar var mı diyebiliriz. Bunca vasfı bir arada tutabilen, fakih, abid ve salih kimseler yaşıyorlar mıdır? Zaman asrısaadet asrı değil ya hani! Elbette vardır. Olmalıdır da. Dünya o kadar boşaldığında kıyameti beklemek gerekmez mi? Allahın nuru kıyamete kadar devam edeceğine göre mutlaka da var olacaklardır. Sahih ve evla görüşler bu iddiamızı teyit etmektedir. Öyle ise manevi istişareler için de maneviyat sahibi gönül doktorlarını ve salih insanları arayıp bulmak üzerimize bir vecibedir…

Sonuç olarak bahsedilen bu özelliklere sahip olmayanlarla istişâre edilmez. Aksi halde hakikate ulaşmak hayal, istişareden beklenen bereket de mümkün değildir. Ehil olmayandan hatalarla dolu sonuçlar elde edilir ki, amel edildiğinde de büyük bir kargaşa çıkar. Yanıltıcı sonuçların elde edildiği istişarelerden kimseye fayda gelmez. Ne­ti­ce, isabetsiz ve yan­lış­lar­la do­lu olur. Hak kaybolur, fayda yerine zarar görülür, insan helak olur. Allah ehil olmayan insanlardan bizleri korusun.  

Toplumumuzda istişare edilmeye layık; ilmen, ahlaken ve manen baş tacı edilen büyüklerin her daim bulunması, kapısını çalabileceğimiz, merhamet ve tevazuda olanların hayatlarımızdan eksilmemesi dua ve niyazı ile. Doğru insanlarla istişare edebilmeyi, sonuçları itibariyle de hakkı, doğruyu ve güzeli elde edebilmeyi diliyorum.