dzat @ soninternethaber.com

Günümüz insanının en büyük sorunu değerler çakışmasıdır desek ne dersiniz? İnsanlar arası iletişim sorunlarının, fikir üretememenin, tahammülsüzlüğün alt nedenlerinde kavram kargaşalarının olması yatmaktadır. Herkesin beslendiği kaynak farklı olduğundan kavramlar ve değerler birbiriyle dövüşmektedir. Ortak paydada buluşmak yerine ayrılıklar mesken tutulmaktadır. Aynı inancı benimseyen insanlar arasında dahi farklı ekol ve yaklaşımlar boy salmaktadır. İyinin ya da kötünün tanımını kim yapacak, doğru ve yanlış neye göre belirlenecek? Ahlaklı insan tanımını hangi ölçüye oturtacağız. İyi ahlak ve kötü ahlak tarifini bizlere kim öğretecek. Kuşatıcı ve bütüncül değerler yerine tali ve detaylarda boğulup kalan insanlığı, kim güçlü yüzmesi ile kurtarıp sahilin düzlüklerine çıkartabilecek?

Tabii ki ahlakın adının geçtiği her yerde doğrudan inanç değerler devreye girmektedir. Kâtip Çelebi: “Ahlak ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir.” diyor. Ne güzel bir tarif değil mi? Ahlak gibi geniş değerler manzumesini sadece sosyal bir bilim olarak ele aldığımızda yeterince anlaşılır kılamayız. İlahi kitaplarda yazılanların peygamberler (as) aracılığı ile bizzat uygulanışı rol model olma noktasında da bizlere örneklik teşkil etmiyor mu? Toplumların yerleşik kültürleri, örf ve adetleri, değer yargıları hepsi de ahlakın içinde yerini alır. Ahlak bir bütün olduğunda kişiyi ahlak sahibi yapar. Tek bir güzel ahlakı uygulamak kişiyi bütünüyle güzel ahlak sahibi yapmadığı gibi bir tek ahlaksızlık da insanı bütünüyle ahlak dairesinin dışına çıkarmaz. Bu nedenle ön yargılardan da kesin kabullerden de uzak kalmak gerekir. İnsanları suçlamamak ya da tek bir güzel haline bakıp kayıtsız şartsız bağlanmamak gerekiyor. Günah ve sevap boyutu ise Rab (cc) ve kul ilişkisi içinde değerlendirilse de, o ahlaki davranışların kişinin çevresini etkilemesiyle, diğer insanlarla alakalı boyutu da devreye giriyor ki, işte ahlakın önemi tam da bu noktada ortaya çıkıyor.

O halde; iyi kötü, doğru yanlış, yapıp ettiklerimiz, yapmamız ve sakınmamız gereken konuların her hepsi de yönüne göre ya güzel ahlak ya da kötü ahlak olarak üzerimizde şekilleniyor. Müslüman Türk Milleti olarak bizler, ahlaki değerlerimizi yüce kitabımız Kuran-ı Kerimden, Peygamber Efendimiz (sav) in sünnetlerinden ve O´nun izinden gidenlerden öğreniriz. Yine şanlı ceddimizin bizlere armağan ettiği üstün değer yargılarından alırız. Toplumlarda her kavram, her değer, kendi inancı ve kültürüne göre şekilleniyor. Farklı inançlara sahip olan kimselerin ahlak anlayışları da farklılık arz ediyor. Bu farklılıklar insanı, toplumu, çevreyi, güzel ve doğru olanı tehdit etmedikçe onlarla ters düşmemeliyiz. Çatışma içine girmemeliyiz. Mesela Asrısaadet döneminde ya da Osmanlı da farklı inanç ve kültürden insanlar huzur ve sükûnet içinde yaşamadılar mı? Bugün neden yaşanmasın? Kişilerin yaşantısına saygı duyarak, ötekileştirmeden iletişim içinde olmak bu kadar mı zor? Kendi doğrusu başkalarına zarar vermediği sürece sırf benim gibi düşünmüyor veya hareket etmiyor diye çatışma doğurmak niye?  Her daim genel geçer doğrulara tabi olunmalı ki, toplumlar da fertler de güven ve sükûnet içinde yaşasınlar.

Zira kâinatın mayası güzel ahlaktır. Neden mi? Çünkü “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” diyen bir Peygambere tabiyiz. İnsanlık makamını güzel ahlak sahibi olmadan yakalamak imkânsızdır. İnsanı başka yaratıklardan ayıran nasıl ki akıl ise iyi insanı kötü insandan ayıran da güzel ahlak sahibi olmasıdır. Müslümanı kaliteli kılan ise bu güzel ahlaka tabi olmasıdır. Hâlbuki hepimiz müslümanız ama hepimiz çok iyi değiliz! İşte kötüyü iyiden, iyiyi çok iyiden ayırabilen kıstas yüksek ahlak ve takva sahibi olmaktır. Ahlak, temelini ve dayanağını dinden aldığına göre; gerçek dindarlık ancak güzel ahlakın büyük temsilcisine  (sav)  benzemekle mümkündür. Ramazan, oruç, kadir gecesi, arefe ve bayramlar da işte bu güzel ahlakı elde etmenin vasıtalarından sadece bir kaçıdır. Kâinat, güzel ahlak ile dolmazsa huzursuzlukla dolacağı gibi küçük kâinat olan insan da ahlaklı olmadan huzur ve mutluluğu hayal etmesin…

Güzel ahlakı elde etmek ve bu çizgide istikrarla yürüyebilmek dua ve temennisiyle.