yguldal @ soninternethaber.com

HEDEFİMİZ OLAN KIZILELMA NEDİR? NERESİDİR?

Geçtiğimiz günlerde bir gazetecinin Afrin´e operasyona hazırlık yapan tankın üzerindeki bir askerle röportajında söylediği “hedef Kızılelma” sözü birden ülke gündemine bomba gibi düştü. O günden sonra o röportaj sosyal medyada da paylaşılınca birçok kişi “Google” aracılığıyla inanıyorum “Kızılelma ne demek?”, “kızıl elma neresi?” sorularına cevap aramıştır.

Önce Kızılelma nedir, sorusunu cevaplayalım isterseniz! Ömer  Seyfettin, Yeni Mecmua ´da, 29 Kasım 1917 yılının 21. Sayısındaki ekinde kaleme aldığı Kızılelma Neresi? Adlı hikâyeyle, adeta bugün bile bizlere Türk milletlerinin cihan hâkimiyetini günümüze taşımış oluyor. Hikâye şöyledir;

Kanuni Sultan Süleyman, günlerce, haftalarca "kızıl elmaya dek gideceğiz" naralarını duyduktan sonra kendisinde bir merak başlar; "Nedir bu Kızıl Elma" diye...

Kazaskerden, defterdara, nişancıdan, bölükbaşına ve zabitlere kadar herkesi huzuruna çağırıp, şehzadeliğinden beri duyduğu Kızıl Elma´nın neresi olduğunu onlardan öğrenmek ister.

Etrafına topladığı tüm ahaliye dönüp, “Kızıl Elma neresidir, bilen var mı?” diye soran padişah, çeşitli cevaplar alır bu sualine karşılık. Kimi viyana, kimi Roma, kimi Çin, kimi Hint diye yanıtlar; fakat hiç kimse hemfikir olamaz Kızıl Elmanın neresi olduğuna dair...

Padişah, anlamak istediği şeyi kimsenin bilmediğini görünce canı çok sıkılır ve kazaskerlere dönüp, "Yazık sizin ilminize!" diyerek öfkelenir.

              İçlerinden bir fâkih sonunda bu horlanmaya dayanamaz ve cesurca öne atılarak, "Padişahım!"der. "Bu Kızıl Elma, halkın uydurduğu bir efsanedir, ne aslı vardır, ne de faslı, bir hakikat değildir ki, biz bilelim.”

Fakat hâkim Süleyman buna cevaben şöyle der:
"Halkın dediği! Hakkın dediği!"

Fâkih bu sözden anlamaz ve padişah devam eder:
"Bu bir hakikattir! Mademki halk söylüyor; halktan gelen ses, hakkın
sesidir, mutlaka bir aslı vardır ama siz bilmiyorsunuz."

Bunun üzerine mahcup olan ahali önüne bakarak mahcubiyetlerinden susmaktan gayrı bir şey diyemez. Sonunda padişah, İskender Paşaya halkın yani ordunun içine girerek "Kızıl Elma, Kızıl Elma" diye bağıran kişilerden üçünü rastgele seçip, padişahın otağına getirmesini emreder.

İlki, el pençe padişahın huzuruna yeri öperek çıkar. Padişah sorar:
"Kızılelma, Kızılelma dersin, neresidir burası?" diye.

Gariban korkarak;

"Herkes bağırır Padişahım, ben de bağırdım." der.
Padişah öfkeyle tekrar sorar:

"Neye bağırdığını sormam, kızıl elma neresidir? Onu söyle" der.

Garip, tereddütsüz cevap verir:
"Padişahımızın bizi götüreceği yer!"
"-Orası neresi?"
"Padişahımız bilir" diye yanıtlar.

İkinci kişi de suali yine,
"Önümüze düşüp, bizi götüreceğin yerdir padişahım!"
"-Orası neresi?"
"Sen bilirsin padişahım." diye yanıtlar.

Üçüncü kişiye sorulur:
"Atınızın gittiği yerdir padişahım!"
"-Orası neresi?"
"Neresi olduğunu ancak padişahım bilir." der.

Üçünün cevabında da bir fark yoktur ve padişah bu cevaplardan memnun olarak her birine hediyeler verir. Sonra Padişah, "Gördünüz ya der, Kızıl Elma benim gitmek istediğim yer işte, Hakk´ın beni
göndereceği yerdir!"der.

                Artık iş Misak-ı Milli´den de öteye geçmiş, yeni bir diriliş hareketine öncülük yapılmaktadır. Türkiye, gittiği hiçbir coğrafyaya siyonistler gibi emperyalistler gibi sözde demokrasi değil gerçek bir demokrasi, gerçek anlamda huzur ve güven götürmüş bir medeniyetin temsilcisidir. Bizler de bugün, dün olduğu gibi bu medeniyetin bir mensubu olarak bununla gurur duyuyoruz.

                Bugün ki köşe yazımı Merhum Ziya Gökalp´ın Turan şiiriyle noktalamak istiyorum.

Vatan ne Türkiye´dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan…

                Kalın sağlıcakla…