mgunen @ soninternethaber.com

Ramazan dolayısı ile bu yazıda kutup bölgelerinde orucun nasıl tutulacağı sorununa değineceğim. Aslında akıl için bu sorunun çözümü çok basit olmasına rağmen şekilcilik yüzünden arapsaçına dönüştürülmüştür. İlahiyatçılar ve bilim adamları bölgelere gidip incelemelerde bulunmuşlar. Enlemler, boylamlar, derecelerden yola çıkarak çeşitli çözümler önermişler. Ne var ki bu çözümlerde, Kuran’ın oruçla ilgili verdiği uygulama biçimindeki basit mantık fark edilememiştir. Onun için bu çözümler kutup bölgelerinde oruç tutanlar için eziyete dönüşmüştür. Ayrıca Kuran’a inanmayanlar için de maalesef alay konusu olmuştur.

Çok çeşitli ve enteresan yorumlar vardır. Ama genel olarak çözüm şu: “Efendim kutup bölgesindeki ülkelerde oruca başlama ve iftar güneşin normal seyrettiği en yakın ülkeye veya Mekke’deki saate göre ayarlanır.” Bu ve benzeri çözümler akıl dışıdır. Çünkü İnsanlar kutuplarda binlerce yıldır yaşamaktalar. Saat ise beş yüz küsur sene önce icat edildi. Saatin olmadığı dönemlerde nasıl olacak?. Zaten bugün ileri teknoloji saatler ve iletişim araçlarına rağmen oruç karmaşası devam ediyor.

BBC’nin 25 Temmuz 2014 tarihli internet haberine göre Norveç Oslo’da yaşayan Müslümanların güneşe göre oruç tuttuklarını, yaz döneminden dolayı orucun yaklaşık yirmi bir saat sürdüğünü bildirmiştir. Daha iftarda yediklerini sindiremeden üç saat sonra sahurun başladığı gibi şikâyetler olmuştur. Tabi bu gibi sorunlara getirilen mantık dışı çözümler Kuran’ın bu bölgelerdeki zaman farkını hâşâ ön göremediği veya bilemediği anlamına da gelir.  Dolayısı ile de inanmayanlara alay konusu olur. Çünkü Norveç’te kışın aylarca gece olur. Bazı bölgelerde güneş, bir saatten az bir süre görülür ve tekrar batar. Siz o zaman da güneşe göre oruç tutmaya çalışırsanız, daha sahuru bitiremeden iftarı da yapar sofradan öyle kalkarsınız! Ya da orucun vakti hâsıl olmadığı için oruçtan muaf olursunuz. Böyle sığ yorumlarda vardır.

Bunlar bizim yaşadığımız dünya şartlarında böyle. Gelecekte insanoğlu başka bir gezegene gidecek. Uzayda dünyanın görülmediği uzaklıkta koloniler kuracak. Buralarda sabah ile akşam arası yüzlerce saat sürerse ne olacak? Öyle gezegenler var. Oralarda ibadet için Mekke’yi mi arayacaklar? Her neyse uzatmayayım. Bütün bu trajikomik sonuçlar birçok ritüellerde olduğu gibi orucun da amacı, esası ile değil yalnızca verilen şekle odaklanmaktan kaynaklanıyor. Oysa akıl için cevap çok basittir.

Emirler insanadır, Coğrafyaya değildir.                                                                                              

Bu hep atlanır. Yaratıcı insana verdiği emirleri yine kendi programladığı insana göre verir. Coğrafya esas alınmaz. Emirler namaz, oruç gibi periyodik ise bunlara bir süre tayin eder. Eğer Peygamberin yaşadığı coğrafyada kullanılan güneşe  veya aya göre zaman dilimleri, ibadetlerin süresiyle örtüşüyorsa, yaratıcı, kolaylık için o zaman dilimlerini kullanır. Ancak o coğrafyaya göre verilen zaman aralıkları o ibadetin değişmez bir hükmü değildir. Olamaz da. Çünkü ekvator bölgesinde yıl boyunca gece gündüz neredeyse eşittir. Oralarda yaşayanlar hayatları boyunca 12 saat civarında oruç tutarlar. Kutup bölgelerinde yaşayanlar ise bazen 21 saat; bazen de birkaç saat oruçlar tutarlar. Kâinatın hassas plancısı böyle çelişkilerde olmaz, akıldışılıklara yer vermez. O bu periyodik ibadetleri planlarken bırakın dünyanın farklı coğrafyalarını uzaya da gönderilse hiç değişmeyecek bir saate göre yaptı. O saatin adı da kronobiyoloji yani insandaki biyolojik vücut saatidir.

Bütün insanlarda olan bu saatten kısaca bahsedeyim. Vücut döngülerimiz beyindeki hipotalamusta yer alan suprakiazmatik çekirdek(SCN)nin kontrolündedir. Sirkadyen ritmi denilen 24 saatlik yaşam ritmimizi de burası düzenler. Yaşadığı çevrenin doğal şartlarına göre vücudun beslenme, cinsellik, uyku gibi yaşamsal faaliyetlerini, organların işlevlerini şaşmaz bir saatle yönetir. Bunu yaparken de dışsal yaşam akışına ayak uydurur. Vücut ihtiyaçlarının karşılanma saatlerine göre kendini ayarlar.  Dış şartlar değişse de hormonların saatleri bellidir, değişmez. Jetlag buna örnektir.  Amerika’dan Türkiye’ye döndüğünüzde kol saatinizi on saniyede ayarlarsınız ama vücut saati kendi programını devam ettirir. Onun için gündüzün ortasında uyursunuz.

 

 Vücut saati beslenmeyi de biyolojik düzenine göre ayarlar. İnsanın sindirim süresi 4 ile 6 saattir. Bu sürenin sonunda vücut saati yine açlık (ghrelin) hormonu salgılar. Bunu bazı farklı alışkanlıklar olmakla birlikte ortalama olarak günde üç öğün tekrarlar. İlk öğünle son öğünün arası 12 saat civarındadır. Sonra da istirahat etmek için uyku (melatonin) hormonu salgılar. Bu ritim 24 saat devam eder.

Vücut saatinin oruçla ilişkisine gelince, Normal günlerde genel olarak sabah, öğlen ve akşam üç öğün yiyoruz. Orucun kurallarına göre günün ilk öğünü olan kahvaltı(sahur)  ve son öğün olan akşam(İftar) yemeği yasağa dâhil değil, onları yiyoruz. Yalnızca öğlen yemeği dâhil arada hiçbir şey yemiyor, içmiyoruz. Hepsi bu! Oruçta belirlenen sürelere baktığınızda normal yaşam döngüsünün baz alındığını görürsünüz. Sabahın en erken saati gün doğmadan ilk yemek (sahur) ; akşam güneş batınca da son yemek (iftar) yenir. Sadece birliktelik olsun diye aynı vakitte yenir. Zaten peygamber dönemine de bakarsanız Müslüman veya müşrik, oruç tutan veya tutmayan, o coğrafyada yaşayan herkes yaklaşık aynı vakitlerde öğünlerini yiyordu. Sabah aşağı yukarı gün ağarmadan kahvaltı, gün batınca da akşam yemeğini yiyorlardı. Bu iki öğün arasında geçen süre ortalama 13 saat civarıdır! Fark ettiniz mi? Bu aşağı yukarı vücut saatinin günlük yemek öğünleri arasında geçen süreye de eşittir. Dolayısıyla Kuran’da oruç için belirlenen bu süreler, o coğrafyadaki yaşayanların yaşam akışına, yaşam ritmine de uygun olduğu için verilmiştir. Kaldı ki o bölgede yaşayan insanlar, Ramazan’dan sonra da sabah, akşam öğünlerini yaklaşık yine aynı vakitlerde yapıp normal yeme içmeye şekline dönüyorlardı.

İnsan hangi coğrafi bölgede yaşarsa yaşasın kronobiyolojik (vücut saati) aynıdır değişmez.

İnsanlar kutuplarda binlerce senedir yaşıyorlar. O coğrafyaya göre bir yaşam akışı oluşturmuşlar. Belirli saatlerde kalkıp ilk öğün olan kahvaltıyı yapıyorlar. İşlerine gidiyorlar, 5-6 saat sonra ikinci öğünü yiyorlar 10 ya da 12 saat sonrada evlerine dönüp son yemeğini yiyorlar. Yani oradaki normal yaşam akışı güneşe göre değil biyolojik ritme, vücut saatine göre belirlenmiştir. Bu bağlamda Norveç gibi kutup bölgelerinde oruç; normal süren yaşam akışına uygun olarak belirlenmiş bir zaman dilimi ile tutulur. Yani diğer günler öğünleri nasıl yiyorlarsa ona göre bir zaman tespit edip oruç tutarlar. Bunun başka çözümü olamaz. Eğer Peygamberimiz Norveç’te yaşıyor olsaydı, aynı Arabistan’da olduğu gibi Norveç’te normal yaşam akışı neyse ona uygun bir zaman dilimi belirleyip oruç tutarlardı. Dolayısıyla insanları 20 saat oruca zorlayarak yaşam ritmini bozmak, daha da kötüsü insan sağlığını riske atmak Kuran’dan asla onay almaz. Çünkü Doğrudan Ramazan orucuyla ilgili ayet olan BAKARA- 185  de “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez” ifadesi vardır. Dolayısıyla orucu böyle zorlaştırmak kimsenin yetkisinde değildir. Zorlaştırıcı davranarak  Allahtan rıza beklemek akıl dışılıktır.