mgunen @ soninternethaber.com

                     Liyakat ve adalet doğa kanunları gibidir,bozarsanız felaketler kaçınılmaz olur 

Sevgili okurlar geçtiğimiz ay 15 Temmuz´da şekli çok tartışılan tuhaf bir darbe girişimi gerçekleşti. (ben bu olayaher açıdan Sazan darbesi dedim) Bu anti demokratik olaydan sonra yönetimde liyakat sorunu gündeme oturdu. Özellikle CHP genel başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hemen her konuşmasında liyakatinönemini dile getirdi Bunu söylerken de emanetin ehline verilmesinin bir din hükmü gereği olduğunu vurguladı Ben yazımda bu konuya değineceğim.  

Kurandaki "emaneti ehline verin" hükmü Müslümanlar tarafından hep, sanki bir tavsiye, gibi,yani emaneti ehline verirseniz sizin için iyi olur şeklinde anlaşılmıştır. Daha da ötesi sanki Kuran da "Durumunuza göre emaneti ehline değil de sizce uygun gördüğünüz kişilere de verebilirsiniz" diyen bir ayet varmış gibi davranılıyor.Oysa Kurana inananlar için bu çok vahim bir hatadır. Çünkü Kuran´a göre liyakat, insanların bireysel ve toplumsal iş ve yönetimlerindeki uygulamalarda olmazsa olmaz,başka seçenek verilmemiş hükümlerinden biridir. Bu açıdan emaneti ehline vermek bir sosyal sorumluluk değil, bir zorunluluktur, mecburidir  

Burada şunu kaçırmayın. Liyakat ve adalet, dine veya Allah´a, inansa da inanmasa da tüm insan toplulukları için yaşamsal gerekliliktir. Buna dikkat etmeyen toplumlar yok olurlar. Öyle de olmuştur. Şimdi konuya ilişkin ayeti vererek başlayalım. 

NİSA-58 Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. Bu ayette hiç dile getirilmeyen ama hayati önemde bir nokta var,Buna aşağıda değineceğim diye parantez açayım ve konuya döneyim. 

Önce emanetin ne demek olduğuna bakalım. Emanet: Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişi tarafından korunması gereken eşya, kimse vb TDK. Ayrıca ruh gibi bazı soyut var kabuller için de emanet kelimesi kullanılır. Gelelim ayetin yorumuna 

Muhakkak Emanet ve Adalet  

Dikkat ederseniz ayet,emanet ve adaleti birleştirerek emrediyor.Daha da önemlisi ise emanetleri mutlaka ehline vermenizi  cümlesine mutlaka kelimesini koyarak bu hükümlerin mecburi olduğunu başından belirtiyor. Yani sosyal ve bireysel yaşamda emaneti ehline verme ve adaletle hükmetme emrini birleşik vererek her ikisi demutlak gereklidirşeklinde sunuyor.Bununla da kalmıyor cümlenin sonuna bunun bir emir olduğunu belirtiyor.Böylece bu hükümleri hiçbir gerekçe ve ideal uğruna ihmal veya ihlal edilemez noktasına çekiyor. Bu hükümler neden mutlak gerekli? Allah bunu da kendi üslubuyla açıklıyor. 

Ayetin devamında Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor!” diyerek, verilen bu emirlerin kesin hükümler olmasına rağmen aslında Allah tarafından zorlayıcı emirler olmadığını, tam tersi insan fıtratına en uygun en güzel sosyal yaşam kuralları olduklarını belirtiyor. Biz insanların herhangi bir amaç, bir ideal uğruna bu güzel öğütlerden saparak, yaptığımız başka her türlü davranış ve uygulamaların, kesinliklebizim zararımıza olduğunu vurguluyor.Yaratılış sistemi gereği bu hükümleri savaklayan ihmal eden toplumlar yok olurlar. İşte bundan dolayı mutlak gereklidir 

Gelelim ayetin,kamusal uygulamaboyutuna; Kuran prensiplerine göre kamu işleri en yukarıdan tabana kadar, o işte çalışanlara toplum tarafından verilmiş emanettir. Dolayısıyla bu işlerde çalışanların sorumlulukları ağırdır. Ancak, Allah, ayetindeki “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor” ifadesinden de anlaşıldığı gibi, bu zorluğun tek çözümü,her aşamada mutlak liyakatin ve mutlak adaletin gözetilmesidir. Görüldüğü gibi aslında yapılacak iş kolay. Yetkinizde olan bir işe karar verirken, önce işi mutlaka ehline vereceksiniz ve hükümlerinizde adil olacaksınız. Bu kadarbasit. Özellikle Allah´a inandığını söyleyen her yetkili, işini yaparken Kuran´daki bu prensibi mutlaka uygulamak zorundadır.  

Buna ülkemizin de gündeminde olan liyakat problemini örnek vererek anlatayım; bir işte en iyi sizsiniz ve bu yüzden de o iş size emanet edildi. Yönetime getirildiniz. Kuran´a göre, o işi size verenler doğru davranmış oluyor. Bu durumda, öyleyse Kuran´ın emri yerine gelmiş oluyor diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü bu sefer Kur´an bu prensipleri, emaneti alanı, yani sizi kesin bir dille uyarıyor. Siz de işi yürütmede inisiyatif kullanırken bu kurallara uymak zorundasınız. Ben işin ehli olduğum için bu iş bana verildi, öyleyse ben yetkilerimi istediğim gibi kullanırım,işi istediğime veririm diye düşünerek işleri Kuran´daki prensiplere uygun olmayacak bir şekilde yürütemezsiniz. Yani benzer veya aynı ideal ve inancı paylaştığınız ya da sempati duyduğunuz kişi ve kurumlara işi veremezsiniz. Duygularınıza veya düşüncelerinize göre değil, adaletle davranarak işi hak edene vereceksiniz. Bu prensip, en üst makamlardaki görevlilerden itibaren her bölüm için geçerlidir. Allah´ın “mutlak yapın” dediği bir emridir. Bu hükümleri uygulamayanlar ise Kuran´a göre emanete hıyanet etmiş sayılırlar. Zaten ayetin son cümlesi olan "Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendirifadesinde bunun denetleyicisinin de bizzat Allahın kendisi olacağını net olarak bildiriyor Çok gerekli olduğu için ayrıntısına gireyim 

Dikkat edin, bu ayetin son cümlesindekihakkıyla”  kelimesi çok önemlidir. ZiraHakkıyla görendir ifadesinde Allah, olayın yalnızca bilgisi değil, tüm iç yüzü ile ilgili bilgilere vakıf olduğunu vurguluyor. Yani Allah, Liyakat ve adaleti sağlamakla sorumlu kişilere şu uyarıyı yapıyor:

 

"Yaşadığınız toplumun gelenekleri ya da yönetim şekli yüzünden veya herhangi bir amaç uğruna emaneti ehline vermeyebilirsiniz. Adaletle hükmetme hususunu bir şekilde savsaklar veya ihlal edebilirsiniz. Bunu yaşadığınız toplumun kurallarına göre kitabına da uydurabilir bir şekilde,insanları ikna edebilirsiniz. Böylece dünyadaki sorumluluklardan kurtulabilirsiniz. Ancak unutmayın ki ben, neyi, niçin, bunları hangi niyetle yaptığınızı hakkıyla bilirim ve hesabını sorarım.” Bunu amiyane bir tabirle açıklamak gerekirse, "ayağınızı denk alın benden kaçamazsınız,hesap soracağım" 

 

 Yazımın başlarında bu ayette hiç dile getirilmeyen ama hayati önemde bir noktanın olduğunu söylemiştim. şimdi pek duyulmamış bu çok önemli konudan bahsedeyim.

 İşin verileceği ehil kişide inanç şartı aranmaz

 Ayette ki"emanetleri mutlaka ehline vermenizi" emrinde, emanetin verileceği ehil kişiler için inanç veya iman şartı yoktur. Buna Allaha inanma da dahildir.Yani işin verileceği ehli kişi, dine ya da Allah´a inanmıyor olabilir, Eğer işini çok iyi yapıyor,o işte ehil kişi ise işi ona vermeniz Allah´ın emridir. Aksi olsaydı ayet" emanetleri mutlaka iman etmiş Allah korkusu olan ehil kişilere vermenizi gibi bir şekilde olurdu. Ancak ayet sadece ehil kişi olmasını yeterli görüyor. Yukarıda da belirttiğim gibi bunun basit bir nedeni var, liyakat ve adalet konusu tüm insanların sosyal yaşamlarında mutlaka uyulması gereken kurallardır. Uyulmaz ya da savsaklanırsa inançlı olsun yada olmasın o toplum çöker. Onun için liyakat ve adalet  inanç konusu değildir, kesinlikle de edilmemelidir. Maalesef ülkemiz de bu konuda yapılan vahim hataları tüm iktidarlarda, yönetimlerde sıkça duyuyoruz. Liyakat ve adalet, bizden biri, imanlı kişi, alnı secde görüyor gibi izahlarla akıl almaz bir şekilde ihlal ediliyor. Bu durum kesinlikle insan hakları ve dolayısı ile Kuran´a da aykırıdır. Çünkü sosyal sorunlara hatta kaosa sebep olur. uzun zaman da ise toplum yok olur. Ne yazık ki ülkemizde çok sık görülmektedir.

Burada şunu atlamayalım. Kişi hem işinin ehli hem de inançlı olabilir. iş ona verilir. Ancak işi ona verenler gerekçe olarak liyakati dışında imanlı,alnı secde görüyor gibi ifadeler kullanamazlar. Eğer kullanırlarsa Kuranın liyakat konusunda ki hükümlerine ilave bir kıstas getirmek olur. yani ayetteki emaneti ehline verin ifadesine imanlı,alnı secde görmüş olması tercih edilir ilavesi getirmiş oluyorsunuz. Bir süre sonra liyakat yerine sadece imanlı,alnı secde görüyor olması yeterli oluyor ve yaygınlaşıyor. Bu şekilde davranış uygulamada başka bir kapı açmaktır ve en hafif şekliyle Allahın emrini sulandırmaktır. Unutmayın Allah Hükümlerine kimseyi ortak etmez onun için bu davranış Kuran´a aykırıdır ve de küfürdür.

 Liyakat rekabeti kaliteyi ve gelişmeyi artırır

Bu konuda trajikomik bir durum vardır onu da hatırlatayım. Kamusal yetkileri verirken liyakati savsaklayanlar da  birçoğu gibi kişisel  işlerinde ayete tam olarak uyarlar. Emanetlerini ehline vermekte kesinlikle titiz davranırlar. Yapılması gereken işlerinde kılı kırk yarar, herkese danışıp en iyi doktor, en iyi usta vb. bulup onlara yaptırırlar. Hastaysa Amerika ya Avrupa ya gider tedavi olurlar. Doktor imanlı mı değil mi hiç sormaz. Ateist bile olabilir. Çocuklarını bu ülkelerde eğitime gönderirler. Öğretmenlerin alnı nereye değiyor bakmazlar. Bu yaptıkları doğrudur ve Ayette ki liyakat konusuna kesinlikle uygundur ve böyle yapılması emirdir. Ancak aynı hassasiyeti kamusal işlerde  göstermeleri de emirdir. Aksini yapanlar,yani imanlı,alnı secde görüyor, ya da başkaca ölçütler gibi farklı amaç ve gerekçelerle bilerek emaneti ehline vermeyenler, Kuran ölçeklerine göre fitne ve fesat çıkarmaya sebep oluyorlar demektir. Bunun da karşılığı bellidir. Kurana inanan, okuyanlar ne olduğunu bilir.