dzat @ soninternethaber.com

Alıp götürüyor zaman bizi. Geriye ve başlara dönüyoruz gün olup da an gelince. Bazen bir koku, bazen bir çiçek, kimi zaman bir ölüm, kimisinde de yeni doğan bir çocuk. Ayakkabımıza bulaşan bir çamur, elimizi kanatan bir sıyrık, saçımızdan düşen bir tel, gözümüzden damlayan bir damla yaş. Sabahın seherinde bir güneş doğuşu, çiçek yaprağında tomurcuklanmış çiğ tanesi, bir günün sonunda altın sarısı gün batımı, gül dalında diken, çiçek çanağında arı, bir yapraktan düşen yağmur damlası, bir camın buğusu…  Olmadık zamanlarda olmadık yolculuklara çıkarıp olmadık yerlere götürmüyorlar mı bizi?

Bir de mantar gibi, suya batırdıkça tekrar ortaya çıkan, kaçtıkça sizi kovalayan anılarınız vardır. Unutmak istedikçe karşınıza çıkan. Gözlerinizi kapadıkça bir şaheser gibi dimdik ayakta kalan. Sırtınızı döndükçe yine de yaslandığınız hissi veren. Siz ürkek ceylanlar gibi zıplayarak kaçarken; gözden kaybolmasını istedikçe, peşinizi hiç bırakmayan canavar misali hatıralar. İmdat çığlığı bastıkça, kimsenin yardımınıza gelmediği çaresizce teslim olduğunuz anılar yumağı. Sizin maziniz yani...

İçimiz ürperdiğinde bizde bıraktığı çağrışımlar, bir gökkuşağının altından geçerken, bir fırtınaya yakalanmışken, kar taneleri saçlarınızda dekor oluştururken, gecenin sessizliğini kırlangıç sesleri delerken, bir meyveyi ya da bir gül goncasını dalından koparırken, bir meltem rüzgârının nefes sıcaklığı veren hissi, bir ayak sesi, gecenin zifiri karanlığında bir kedigözü, bir kuş cıvıltısı, bir şehir manzarası, mezar taşı, hastane odası, bıçak yarası, tüfek, korna ve fren sesi, daha niceleri… Hiç beklenmedik anda gelip karşımızda dururlar. Olmadık zamanda pat diye kapımızı çalar, yüreğimizi gümletirler. Kan dolaşımımız hızlanırken göz bebeklerimiz büyüyerek ona eşlik eder. Neyin göstergesi olabilir şok etkisi yapan bu tablolar?

Evet, mazinin odalarında arşivlenmişçesine bekletilen, önem sırası yaşayanlarınca belirlenen kıymetli hatıraları, sadece hafızasını yedekleyenler unutmaz. Çıkınında saklıdır hepsi. Unuttuk sandığımız yaşanmışlıklar, ömür süremiz azaldıkça bir bir gözümüzün önünden geçer. Beklenmedik anda şok eden etkisiyle olaylar zincirine bağlı olarak pat diye karşımıza çıkarır. Ya da özledikçe, hatırladıkça bizzat biz çıkartırız onları gizli çıkınının içinden. Ölürsek bir daha vaktimiz kalmaz deyip maziye özlem ve hasretle yolculuk yaparken.  Ne de olsa büyüklerimiz neleri unutmamız gerektiğini bize öğütlemişler. “Sana yapılan kötülükleri unut, bir de yaptığın iyiliği unut…”  Haricinde kalanlar ise hatırlanmaya layık olan!

Unutmamanız gerekenler sizin önemli bulduklarınız. Doluluk oranı ise hafızanızın yedekleme kapasitesiyle alakalı. Bazı yaşanmışlıklar vardır, hatırlamakta zorlandığımız. Biz zorladıkça fotoğrafın kareye düşmediği an ve anılar. Demek ki resetlenmiş hatıra defterimiz deyip, defteri kapattığımız. Maziye yoluculuğumuzda, gözlerimizi yumduğumuzda gördüğümüz şey, koyu bir karanlıksa şayet, yazık olmuş bize demektir!

Peki, neleri hatırlıyoruz başka? Acıyı ve huzuru yaşatanları hiç zorlanmadan hatırlıyoruz. Kötü hatıralarda yüzümüz asılıp kaşlarımız çatılırken, iyiliklerle tebessüm eden bir çehreye bürünüyoruz.  Bu hatıraların sahipleriyle karşılaştığımızda ise; ya yönümüzü dönüp geçiyor ya da kucak açıyoruz hatır ve gönül güderek sarılıyoruz birbirimize. Aradan geçen yıllara rağmen bir şarkı sözü ile irkiliyoruz. Zamane şarkıları ile karşılayıp, ortak duygunuzu temsil eden şiir ve sözlerle uğurluyoruz hatıra fotoğraflarımızı. Duygulanıyor, bağrımıza basıyor, mırıldanıyor yeniden ve yeniden mazinin yollarına düşüyoruz hasretler büyüdüğünde. Atmosfer büyülediğinde. Tüm yaşanmışlıklar, belleğimizde kayıtlı arşivimizden yol bulup mazi aynasına aksederek günümüze yansımıyorlar mı?

Maziye ait hafızanızın hiç kaybolmaması, hatırladıklarınızın ise hep yüzünüzü güldüren güzellikler olmasını dilerim.