dzat @ soninternethaber.com

İnsanın yolculuğu hiç bitmiyor âlemlerde. İçinden geçtiğimiz zaman sürecinde hergün yeni bir doğuşla karşılaşıyoruz. Günlerin biri bitiyor, diğeri başlıyor. Anlar bitip mazi oluyor. Yenianlar başlayıp anı olmaya hazırlanıyor. Yıllar birbirini kovalarken tanış olduklarımızın birisi gidiyor, yenisi geliyor. Zaman eskiyor ve yüzler değişiyor. Yenilenen yüzler bizleri de yenileyebiliyor mu acaba?Yoksa bizimde miadımız dolup, eskiler kervanına kavuşuyor muyuz her geçen anla birlikte?Nitekim ruhlar âleminden ana rahmine, oradan da dünyaya göç etmedik mi? Sonrasında kabir âlemi bizleri bekliyor. Mahşer ve ahirete doğru hızla yol alıyoruz, bir âlemden diğerine koşa koşa giderken. Hiç bitmiyor yolculuğumuz vesselam! Hem de mani olabilme takatimiz olmaya olmaya tamamlanıyor tüm bu süreçler, sonsuzluğa doğru koşarken.

Doktorlar ilaç yazıyorlar. Eczanede aynısını bulamadığımızda ne yapıyoruz? Doğal olarak muadiline yöneliyoruz. Etken maddesi aynı olduğunda ise isminin ya da markasının bir önemi kalmıyor. Fakat protezler için durum aynı mıdır hiç? Protezler hiçbir zaman asıl olanın yerini aynı şekliyle tamamlayamıyor. Çürüyen dişin yerine takma diş, bozulan gözün yerine gözlük,kulağa işitme, sestellerine konuşma cihazı… Hiç birisi ama hiç birisi tıpkı, aynısı gibi olamıyor! Bundan daha zoru ve acısı da var pek tabi ki. İlletli bir hastalık ya da kazalar nedeniyle kopan bir uzvumuzun yerine yenisi gelmiyor! Bize yıllarca kol kanat olmuş büyüklerimiz gidiyor,yerine yenisi gelmiyor. Hayatta vazgeçilmezimiz olmuş sevdiklerimiz gidiyor, yerine yenileri gelmiyor. Gidenler bizde eskimezken yeni saydıklarımız da yeni yerler açıyorlar kendilerine. Yani eskitemediklerinizin boşluğunu doldurmaya gelmiş olmuyorlar hiçbir zaman! Doğru olan da bu değil midir zaten? Herkes kendisi olacak, kendi gibi olacak. Böylelikle herkesin yeri ve yurdu da kendisi gibi ve kendi ağırlığınca hükmünü icra edecek hayatlarımızda.

Zira insan denilen varlık, kanlı ve canlı bir organizma. Fizyolojik olarak benzer özellikler taşısalar da duygusal ve ruhsal olarak tamamen farklılık içeriyorlar. Bu yüzden kapladıkları alan da kendilerine özgü, kendilerine has olmaktadır. Sizin hayatınıza misafir olanlar, sizin misafir ettikleriniz veya misafir olduklarınız için de bu kaide değişmiyor. İktisadîkurallardaki tamamlayıcılık vasfı ile benzeşmediği gibi ikame etkisindeki tezle de hiçbir zaman örtüşmüyor. Yani tamamlayıcı bir misyon yerine haklı olarak kendindenci özelliğini dayatıyor…

İnsanın ilaç gibi dostlarını olması ne güzeldir. Kendisini dinleyen ve anlayan. Fikir paylaşımı içinde olup, sorunlara ortak çözüm üretebildiğimiz dostlarımız. Geçtiğimiz günlerde böylesi değerli bir dostumla sohbet ediyordum. O’na şöyle dedim: “İnsanoğlu buzdağı gibi! Bir görünen yüzü var, birde görünmeyen yüzü. Hangisi daha büyük, tartışılır. Yüzdeki kıvrımlı çizgiler, gözaltı torbaları, ak düşmüş saçlar…Hepsi bir tecrübeyi resmediyor. ‘Keşke bu kadar bilip fark etmeseydimher şeyi’diyerek, gerçekleri sanki yüzüne yüzüne haykırıyor. İnsan olmanın ağırlığını iliklerine kadar hissettiriyor. Ot gibi yaşasaydım ne rahat olurdu.” diye sitem ettim. İtiraz hiç gecikmedi: “O zaman biz birbirimizi tanıyor olmadığımız gibi şuan bunları da konuşuyor olmazdık ki!” dedi. Cevaben: “Olsun!Ne değişecek! Zaten hayatlarımız kayıplarla dolu değil mi? Hiç şüphesiz dostluk çok değerli; ancak bir kayıp olmazdı belki de. Ya başka âşina bir gönül aranır; yada alışık hal üzere devam ederdi insan hayatı.” diye sitemkâr yorumumu sürdürmek istedim. O güzel insan, değerli dostum, bana tokat gibi cevabıyla karşılık verdi:“Hayatta hoş bir karşılaşma olabilir. Bazı vesileler kadim dostlukların başlangıcıdır. İnsanlar sevdikleri ile böylesi bir karşılaşmadan sonra yolculuklarına başlamış da olabilirler. ‘Ben karşılaşmasaydım da başkası olurdu’ yaklaşımınakarşıyım. İnsanın sevdikleri söz konusu olduğunda, muadili ikame etkisi olmaz bu işin. ‘Sen ya da ben yoksam,başkası olurdu’ demek,bence doğrudeğil!Zaman konusunda da insan kendisini bu kadar kasmamalı!” diyerek dost yüzünü bir kez daha gösterdi...

İyi ki,muadili olmayan ve yeri ikame edilemeyecek dost ve sevdiklerimiz var bizim.