mtazeoglu @ gmail.com

Fırsat buldukça dile getirmeye çalıştığım, sosyal medya paylaşımlarımda kısa kısa kaleme aldığım fakat anlatmaya da nefesimin yetmediğini bildiğim küçük bir ukde vardır içimde... O da “KURU KURU KADANI ALAYIM, TIKIR TIKIR KURBANIN OLAYIM” modunda ve havasında kutladığımız ANMA PROGRAMLARIDIR. Aslında bu anma programlarıyla örnek yaşantısı, eserleri, sözleri ve öğretilerinin gelecek nesillere aktarılması istenen Mümtaz Şahsiyetlerin kimi bir Manevi Değer ve Önder, kimi bir İlim Adamı ve Sanatçı, kimi de bir Devlet ve Siyaset Adamıdır...
Öyle ki, çeşitli vesilelerle düzenlediğimiz bu “Anma” programlarından belki de en anlamlısı, Binlerce yıldan beri artarak devam eden sevgi, muhabbet ve özlem ikliminde kutlanan Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleriyle ilgili Mevlid-i Nebi Gecesi ve Haftasıdır... Anma programlarındaki asıl amaç; anılan şahsiyetlerin örnek hayatlarının, eserlerinin ve onlara ait değerlerin yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasıdır dedik. Dedik demesine de; bunu ne kadar başarabiliyoruz ya da bu programları ne kadar kalıcı izler bırakacak şekilde düzenleyip yeni nesillerin dimağlarına sürebiliyoruz?
Mesela bu Cuma hutbesinde, Muazzez Peygamber Efendimizin örnek hayatına dair nakledilen küçük bir kesit hala kulaklarımda ve hala tüylerim diken diken... O son Peygamber, O Halife-i Ruyi Zemin Efendimiz; yanına gelip de, kendisinden korkan ve titreyerek karşısında duran birine "Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyş'ten kuru et yiyen bir kadının oğluyum." diyor. İster istemez insanın aklına bugünkü sıradan bir vatandaşın herhangi bir devlet veya siyaset yöneticisinin karşısındaki durumu ve duruşu geliverdi. Benziyor mu? Elbette hayır!
Aslında gerek Peygamber Efendimiz gerekse O’nun Nazar-ı Muhammedîsi ile yaşayıp yetişen Halife ve Sahabe Efendilerimiz bu ve benzeri MÜTEVAZİ HAYATLARI İLE ÖRNEK DEVLET ADAMLIĞI ANLAYIŞLARINI TÜM DÜNYAYA MİRAS BIRAKMIŞLARDIR...
Bugün Hz Ömer’in Adaletini anlatırken; şahsi işi için devletin mumunu söndürüp şahsına ait olan mumu yakıp işini öyle görmesini, ilkokuldan başlayarak “Adil Devlet Adamlığı” için örnek gösteririz.
Yine uzak ve yakın tarihimizden yüzlerce Mümtaz şahsiyeti ölüm yıldönümlerinde anarız.
Yaşamlarından kesitler anlatır, sözlerini de naklederiz. Ama teşbihte hata olmasın; benim “UÇUCU GAZ” olarak nitelendirdiğim hatta cami vaazlarına benzettiğim, “Dostlar pazarda görsün” modunda yapılan bu tür anma programlarını, nitelik ve nicelik bakımından yeniden ele almamız gerektiğini, KALICI İZLER BIRAKMASINI SAĞLAYACAK HALE GETİRİLMESİNİN GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.
Yine bu gün Atatürk’ü anarken, sarı saçı, yeşil gözü, dinlediği şarkıları türküleri ya da sevdiği yemeklerinden çok, KURTULUŞ mücadelemizin yanısıra; HATAYIMIZIN TÜRKİYE’YE İLHAKI SÜRECİNDE, onun deha derecesinde nasıl bir siyaset ve diplomasi yürüttüğünü yeni nesillere anlatmamız gerekmez mi? Anlatılsa, bugün Suriye ve Irak sınırlarında yürütülen terörle mücadelemiz ve siyasetimiz daha iyi anlaşılacaktır.
Hem Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarken onun memleket sevdasını ve kendi tabiriyle “Ben Meclis’te tek başıma da olsam benim özgül ağırlığım yüksektir” sözünün ne manaya geldiğini anlasak ve bu memleket ülküsünü yaşatsak daha iyi olmaz mı?
Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nu anarken, acaba ne yapmış da vatandaş onu bu kadar sevmiş, ezber bozan halk-devlet adamı ilişkisini nasıl bu seviyeye çıkarmış diye araştırıp bu günün kaymakam ve valilerine örnek olacak şekilde projelendirsek daha etkin bir “Anma” yapmış olmaz mıyız?
Şehit Emniyet Müdürü Gaffar Okan’ı anarken, halkın gözünde ne yaparak kahraman olduğunu anlatmazsak, onu örnek alıp bu hasletlerini emniyet teşkilatı bünyesinde yaşatmazsak bu anmaların bir yanı eksik kalmıyor mu düşünmek gerekmez mi?
Kısaca bugün sırça köşkler misali makam odalarında görev yapan, lüks makam araçlarıyla, siren ve çakarlarla halkın üzerinde tahakküm kurmaya çalışan, makamın verdiği sarhoşlukla ulaşılması ve erişilmesi güç olan devlet adamlarımız ve siyasetçilerimiz ile, her yıl adına anma programları düzenlediğimiz yüzlerce mümtaz şahsiyeti anlamamız ve gelecek nesillere anlatmamız mümkün olmayacaktır.
Önerim; söz konusu anma programlarını nitelik ve nicelik bakımından zenginleştirip; bu şahsiyetlerin örnek alınacak meziyetlerini kendi ilgili kurumlarında tatbik edip yaşatanlara “Yılın Atatürk ödülü”, “Yılın Recep Yazıcıoğlu ödülü” “Yılın Gaffar Okkan ödülü” vb gibi ödüllerle teşvik edip aidiyet duygusunu aşılamak ve sağlamak yerinde olacaktır. Tabi ki kriterler sürdürülebilir ve ölçülebilir, değerlendirme heyetleri de şeffaf ve liyakatli olmalıdır...
Sağlıcakla kalın...