dzat @ soninternethaber.com

Teknoloji bir süreklilik içinde bilimle kol kola olmuş ve ayrılmaz ikili olarak anılmıştır. Teknik gelişmeler sayesinde insanlığın ömrünün uzadığından bahsediliyor. Gerçekten böyle mi bilmiyorum. Dinler tarihi kitaplarına baktığımızda, bizden önceki ümmetlerin ömürlerini kıyasladığımız da durum böyle değil. Yine antropolojik veriler de bu bilginin pek de doğru olmadığını gösteriyor. En azından sonuç böyle görünüyor.

Her türlü teknik buluşu had safhada kullanmaktayız. İşlerimizi hızlıca yapıyoruz, lakin yine de zaman önümüzden hızla kaçıyor, bizde kovalıyoruz! Bir çelişki, ters giden bir şeyler yok mu size göre de? Eskisinden daha çok para kazanmaktayız. Daha fazla iş ve tüketim imkânlarımız var. Refah düzeyimiz ve konforumuz yeterince iyi bir noktada görünüyor. Öyle ise neden bu sıkışmışlık, niçin az geliyor zaman? Pekâlâ, niçin olumlu işlerde ortalarda yokuz? Neden sosyal olamıyoruz. Sevdiklerimize ve yüzyüze iletişimlere vakit bulamıyoruz. Hayatın hengâmesi içinde dağılıp gitmişiz.  Böylesine imkânlara boğulmuşken her şeye yetişmekten, niye herkes ve her şey için çabalamaktan kendimizi yok etmişiz. Etrafta herkes var, biz de varız ama yokmuş gibi yaşamak zorunda kalıyoruz. Bunca koşturmaca içinde kaybediyoruz kendimizi. Ters giden bir şeyler var ve biz bunu umursamıyoruz bile…

Gelelim hayatı kaliteli yaşamaya. Bilim ve teknikle birlikte yaşam standartlarımız artarken, hayatı gerçekten sağlıklı, mutlu ve huzurlu yaşayabiliyor muyuz? Mesela tüm yokluklara rağmen eski insanlar mı daha mutluydu, yoksa bunca bilimsel ve teknik imkâna rağmen, bunca bolluğa karşılık biz mi mutsuzuz? Soruyu sormakta size kalmış cevabı vermek de! Git gide dünya nüfusu artarken onları besleyememe korkusu yaşamaktayız. Hâlbuki yeryüzü o kadar cömert ki! Bütün dünyaya yetecek düzeydedir. Yeter ki adil paylaşılabilsin ve sömürülmesin. Yeter ki, insanların aç gözleri doysun. Gönüllerinde ki hırs kalksın, gönül perdelerini kanat nimeti aralasın. Yeter ki, sömürgeciler daha lüks bir hayat için başka ülke insanların hayatlarını karartmasın… Sormak istiyorum, Allah´ın bir nimeti olan bunca ilim, bilim ve teknik ne için kullanılıyor. Her daim insanlığa hizmet için mi? Yoksa bazılarının keyfine ve zevkine hizmet için mi? Mesela fazla çalışma saatlerimiz de bir eksilme, arta kalan, kendimize ayırdığımız boş ve hoş vakitlerimiz var mı? Hayat steril mi, insanlar doğal mı? Ya tükettiklerimiz! Onlar da doğal değil ve hormonlu. Eeee bunca hormonun getirisi, insan ilişkilerini de bir parça hormonlu yapacak öyle değil mi? Ektiğini biçecek insanlık. Sağlık bozulacak, hastalık çeşitleri artacak, hastanelerdeki kuyruklar bitmeyecek. İnsanlar alabildiğine bencilleşecek. Kimse kimsenin umurunda olmayacak. Bunun adına da bireycilik denilecek. Profesyonellik denilecek! Felaket tellallığı yapmak istemiyorum. Ancak görünen manzara budur. Görmesini bilene. Bakmakla görmek arası ayrımı yapmak isteyene…

Ben demiyorum ki bilim ve teknikten uzak kalalım. Bu zaten imkânsız. Hem Allah´ın verdiği nimetler karşısında bu nankörlük olur. Öyle ise! Bilim ve teknik kullanılmalıdır. Bunun karşısında olunamaz. Gelişmelerin takip edilmesi, bir dünya nimeti olarak her boyutta yararlanılması gerekliliktir. Ekonomik gelişmişlik için de şarttır, hayatı kolaylaştırmak için de. Savaşlara karşılık savunma yapmak adına teknolojik gelişimden önemli pay sahibi olmamız lazımdır. Yani kendimizi teknik gelişmelerden soyutlamayacağız. Mesela bugün yürüttüğümüz Afrin operasyonunda karşılaştığımız manzaralar aşikârdır. Teröristlerin yer altında kurduğu düzenekler, açtığı tüneller, attığı temeller sırf insan gücüyle yapılabilecek duvar betonlar mıdır? Teknik karşısında daha güçlü teknik kullanamazsak ayakta kalmamızın imkânı yoktur. Onlara karşı kendi savaş teknolojilerimizi kullanmasaydık, başkalarından satın aldığımız yazılım, silah ve mühimmat destekleriyle nasıl savaş yürütebilirdik?

Öyle ise bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer yandan da tekniğimizi geliştireceğiz. Zamanın şartlarıyla donanımlı halde olacağız.  Güncel hayatta da alabildiğine kullanacağız, lakin tekniği kölesi olmamak için de çaba harcayacağız. Bilim ve teknik sosyal anlamda bütün hayatımızı esir almayacak. Cep telefonlarından başımızı kaldırıp, birbirimize tebessümle selam vermeyi unutmayacağız! Bilimsel gelişmeler maddi hayatın yanısıra maneviyatımızı bizden çalamayacak. Zira teknik gelişmeler, cep telefonları, internet ve televizyonlar ömür süremizde oldukça fazla yer tutuyor. Hal böyle iken, uyuşan beyinlerde duyguların dumura uğraması gayet normal değil midir?