acismail @ soninternethaber.com

7. Devlet eliyle Türklerin Anadolu´daki tarihi kısa gösterilmektedir. “Türkler Anadolu´ya sonradan geldi” algısı çocuklara işlenmektedir. Ayrıca “Türklerin tarihi 1923´te başladı” tezini savunanlara göz yumulmaktadır.


 

Burada 3 yanlışlık, kast hatta dayatma var. Bunlar:

 

1) Bugünkü Türkiye topraklarında bulunduğumuz yüz yıl değil 4 bin yıl önceye kadar ecdatlarımızın yaşadığına dair tapınak ve maddi ispatlar vardır. Buna rağmen sözde milli olan milli eğitim müfredatlarında kullanılan Türk Tarihi ders kitaplarında yaşadığımız toprakların Yunanlılar, Romalılar ve Latin milletlerine ait olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu hafif anlamda bilgisizlik ve konuyla ilgili kadrosuzluktan kaynaklanmaktadır. Ağır anlamda ise, manda ve kul zihniyetidir.

 

2) Cumhuriyet kurulduktan sonra Cumhuriyeti kuran kadroyu yüceltir ancak eski Türk hükümdarları ve kahramanlarından hiç söz etmeyiz. Bunu Atatürk değil, onu yanıltma ve küçük göstermeyi hedefleyen dar bir kadro yasaklamıştır. Sadece Cumhuriyetten sonraki insanlar Anadoluda Türk peydah kılınmış ve ya bu Türkler Türk sayılmıştır. Ecdatlardan söz etmeyi gericilik ve yobazlık diye adlandıran bu küçük bir grup bulunduğumuz günlerde de anladığımız gibi Atatürk´ü arkadan sarmışlardır. O´nu Anadolu´dan ve gerçek Türklükten uzak tutmaya çalışmışlar ve zehirlemişlerdir. Türksüz Türkiye Cumhuriyeti düşüncesiyle idare edilen bir Türkiye yaratılmıştır. 1938´den sonra Batı ondan Türkiye´den tam anlamıyla emin olmuştur. Çünkü artık Türkiye´de ruh kalmamış, hatta siyasi bitkisel hayata girmiştir. AK Parti hükümetine kadar Türkiye´de gerçek Türk kültürü ve düşüncesini yaşatmaya çalışan kim varsa ezilmiş ve ses çıkaramamıştır. Erbakan hocayı hasretle öldüren sistem de buydu işte.

 

3) Marshall Planında sadece askeri değil, hayatın bütün alanlarında Batı ve NATO´nun bütün değerleri kabul edilme sürecine girmiş, eğitimden başlanmıştır. Türkiye´de TÜRKÇE konuşan ancak kıblesi ABD, AB ve NATO olan bir ve ya birkaç kuşak yaratılmıştır. Bunun etkisini ve şokunu günümüzde hissetmekteyiz. Bu nesillere Türk kültürü, Asya kıtası, bilim-teknoloji düşman gibi gösterilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyetinde Türklerin tarihinin birkaç bin yıl olduğunu savunmak ve okutmak adeta suç olmaktadır. Türkiye´de insanlar bütün enerjisini ilerleme ve yükselmeye harcamak yerine farklı alanlarda enerjilerini tüketmektedirler. İşte bu yüzden Tayyip ERDOĞAN enerjisinin yüzde yirmisini ancak hizmet için, kalanını Türk adı taşıyan ama kafası tamamen yabancı olan Türklere bir şey anlatmak için geçirmekte olduğunu iddia ediyorum. İktidar böyleyse kalanımızın vay haline.

 

Velhasılkelam, Milli Eğitim´i millileştirmeliyiz. İnsanlarımıza Türk tarihini Oğuzhan´dan itibaren ilkokullarda okutmalıyız. KPSS´de Türk tarihi ve coğrafyasına ait sorular sormalı, resmi tarihi gerçeklere yakınlaştırıp yazmayılız. Müslümanlığı anlatırken ilim ve irfanla bağdaştırıp beyan etmeli, Türk yapamaz edemez hikayelerini çöpe atmalıyız. Son cümle olarak gizli tutulduğu iddia edilen “Türk dünyasına uğramamak, Müslüman dünyasına yakınlaşmamak, Rus ve Çinlilerle görüşmemek´´ şartlarının kamuoyuna açıklanmasını istemeliyiz. Türkiye Türklerini Türkler, Müslümanlar ve Avrasya´dan kaçıran, Türkleri Türk tarihinden uzak tutan böyle bir sistemin neden hala işlevde olduğunu sorgulamalıyız.

 

8. Devlet iş yeri ve fabrika açana ceza mahiyetinde vergi ve bir takım ücretler yüklemektedir.Mesela yüksek ve sabit vergi, elektrik ve su ücretindeki fazlalık.

 

Devlet üreteni destekleyip milleti üretimle dinç tutmaya ve olası tüketim tehlikesine karşı uyanık olmaya davet etmelidir. Bu yüzden üreten,işveren ve büyük işletmeler kurup vatandaşı sanayiyle, sanatla ve disiplinle tanıştıran insanları her daim desteklemelidir. Devlet aslında böyle olmalıdır.Aksi felakettir,beceriksizliktir.

 

İşte bu noktada Türkiye´de bugüne dek gelinen sistem, beceriksizliğin ve devleti içinden çürüten hainliğin bir kısmı olarak hala devam etmektedir.

 

Türkiye´de devlet işleyişine yakından bakacak olursak, bu köhne sistem daha yeni yeni değiştirilmekte ve iyileştirilmektedir. Ancak devlete ve millete sinsi bir darbe söz konusudur. Devlet eliyle iş sahibine “İş yapmazlık, iş yaptırmazlık, engellemek, yerinde tutmak, caydırmak, bıktırmak, bezdirmek, yormak, pes ettirmek´´ sistemi milletin sırtına bindirilmiştir.

 

Örnek vermek gerekirse, işveren ya da iş kuran iş yerine elektrik ücreti normalden yüzde bilmem kaç yüksek toplanmaktadır. Su ücreti de aynı şekilde. SGK primi işverenden çok yüksek alınmakta, türlü adlarda ve tekrar tekrar onlarca vergi alınmaktadır. Adeta işvereni cezai duruma düşüren bu sistem acaba sadece devletin alacaklar listesindeki ekonomik tedbirler mi yoksa Türkiye´nin ve işletmecilerin ilerlemesine konulan gizli takoz mu? Araştırılsın.

 

Tabii hükümet teşvik veriyor, işvereni destekliyor diyebilirsiniz. Gerçekçi olalım ki insanlar hükümetlerce belirlenen, dönemsel ve ya seçimsel tedbirlerin çoğundan zamanında haberdar olamıyor, ayrıt edemiyor ve ya teşvik almayı beceremiyor. Sorunu hükümetlerin süreli ya da taktiksel tedbirleriyle kurtarmak değil, sistemsel olarak işverenin yükünü azaltmak adına iş kurmaya, iş vermeye, servet ve sermayenin kişi tasarrufuna aşırı derecede toplanmasının önünü kesmeye yönelik pozitif çalışma olması gerekir. Bu yüzden sistem ve yasalarla iş kurmayı ve iş vermeyi özenilecek hatta mükafatlanacak düzey ve algıda yerine oturtmak, herkesin hatta bir çok kişinin birleşerek büyük iş kurmanın ülke yararına olacağı konusunu her yerde konuşacak sıfata taşımak gerekmektedir. Yani “iş kuran şereflidir,işveren büyüktür,çalışan gazidir,çalıştıran vatanseverdir´´ anlayışını herkese aşılamak gerekmektedir. “devlet büyüktür,devlet atamdır,devlet bizim destekçimizdir´´ anlayışını ise sevdirmek lazımdır. Bunun için vergi, elektrik, su, yol ve iş kurma noktasında görülecek bütün sorunlara sorun katmaktan çekilerek işvereni sevindiren devlet olmayı becerebilmek devletimizden umudumuzdur.

 

Ey Türk devleti. İş kurdur, iş verdir, iş adamlarının servet toplamasına izin verme, onu iş verdirerek ve topluma hizmet ettirerek erit, vergi ve masraflarını muaf et, vergisini zamanında ödeyenin vergisini düşürerek ödemeyeninkini artır ya da hayatına zorluk kat, kalem ve vadeleri inceleyip dönemsel olarak vergi ve ücret sistemi kur, çalışmayan ve iş beğenmeyenlerden “boş gezen vergisi´´ al, kişisel sermaye toplayan ve devlet içinde devlet olma yolunu tutanları yavaş yavaş hizaya getir. Sonuçta çalışan ve çalıştıranı sevindir, boş konuşan ve devlete yük olanları çalışmaya mecbur et. Şişmanlar ve sigara dahil her türlü uyuşturucu ve sarhoş edicileri kullananlardan ağır vergi al, sürekli devletten yardım alan ama dönüp devlete taş atanlardan geriye dönük verilenleri söküp al. Kilolu ve çok yiyip içenlerin sosyal güvencesini şart koyarak kademeli şekilde iptal et, sana katkıda bulunanları sevindirip sana yük olanları yavaş yavaş sırtından at. Son olarak “Yaşasın Devlet´´ dedirt.