yguldal @ soninternethaber.com

HAYALLERİNİ MİRAS BIRAKAN YUNUS YÜZLÜ MUHSİN BAŞKAN

     Tarihler 31 Aralık 1954´ü göstermektedir… Sivas´ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü´nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak dünyaya bir yiğit gelmişti. Fidan anne mukaddes bir davaya bir yiğit kazandırmanın sevincini yaşarken, baba Halit amca da belki ömür boyu gurur duyacağı bir aslan parçasının babası olmanın da haklı gururunu yaşıyordu.

      Muhsin reis, çocukluğunda hep okumak istediğini söylüyordu Fadime anacığına. Sabahleyin kalkar tam 6 kilometre okuluna kar-kış demeden, fırtına, boran demeden gider, akşam olunca da evine geri dönerdi.

      Sivas´ın kışını bilen bilir, günlerden yine bir kış günüydü. Muhsin reis, derse geç kalmış, üzeri başı ıslanmış, ayakkabıları çamur içinde, yanakları soğuktan al al olmuş bir halde sınıfa girer. Öğretmen sorar;

      -“ Nerdesin oğlum, nedir bu halin?” Diye sorunca Muhsin reis;

      -“Köyden geliyorum öğretmenim.” Deyip oturur sırasına.

      Muhsin reis daha çocuk yaşta keskin bakışlı, kendinden emin, sert mizaçlı bir çocuktur. Yine kış günlerinden bir gün okula yine her zaman olduğu gibi geç kalır. Öğretmeni, Muhsin reis´e kızarak;

      -“ Ne bu kılık böyle, Amerikan kovboylarına, at hırsızlarına benziyorsun.” Deyince Muhsin reis sert bir bakış ve bir o kadar da sert bir ses tonuyla yumruklarını da sıkarak;

      -“Öğretmenim ben Türk´üm, Amerikalı değilim…” demekle yetinmiştir. O sırada sınıf arkadaşı ayağa kalkarak;

      -“Öğretmenim Muhsin köyden geliyor ve geç geliyor, 6 kilometrelik bir yoldan geliyor” deyince öğretmen;

      -“ Sen sus otur yerine konuşma” diye sert bir üslupla Muhsin reisin sınıf arkadaşını tersler.

      Siyasi hayatının 10 yılını cezaevinde geçiren, Türkiye hayalleri olan bir dava adamıydı Muhsin reis. İşte bizlere adeta yol gösterici niteliğinde olan bu hayallerini bir konuşmasında şöyle anlatmıştı…

      Muhsin reis;

      “Bir Türkiye hayal ediyordu; bütün vatandaşların ayyıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı bir Türkiye... Bir hayali vardı; başı açıkla başı kapalının özgürce yaşadığı, aynı üniversitede yasaksız, kavgasız, kardeşçe okuduğu, zorla başörtüleri çıkartılmayan bir Türkiye hayali vardı. Bir hayali vardı; Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni, ayrımı olmadan, zengin, fakir yoksul ayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınırsız kaynaşmış bir Türkiye istiyor, bir Türkiye hayal ediyordu. Kısacası Adriyatik denizinden Çin seddine kadar kaynaşmış güçlü bir Türk dünyası hayali vardı.” Muhsin reisin…

       Rahmetlik Abdürrahim Karakoç Muhsin reis için şöyle demişti bir röportajında;

      “Yavuz Sultan Selim Mısır´ı fethettiğinde Yavuz Sultan Selimi çevresindekiler tebrik ederler. “Haklısınız dostlar haklısınız Sinan´ımı kaybettim Sinan´ımı… Sinan Paşa bin tane Mısır´a bedeldir.” Der. Ben Muhsin Başkanın Helikopterinin düştüğünü duyunca “eyvah” dedim “Türkiye Sinan´ını kaybetti” diye söylendim. Abdülmelik Fırat bir yazısında der ki “Bizim Kürtler ne düşüncesiz insanlar böyle? Türkler size ne yaptı? Size yapılanın misli Türklere de yapıldı da onlar sineye çekti, “Devlet bizim Devletimiz” diye, siz çekmiyorsunuz. Bu zamana kadar kaç Türk idare etti bu ülkeyi? Türkiye´yi idare eden kaç Türk varsa söyleyin bana?” İşte Muhsin Yazıcıoğlu bir Türkiye´ydi. Türkiye´liydi. Türkiye´nin yerlisiydi. Bir gün Muhsin Bey´e dedim ki “"Muhsin başkan senin iki yüzün de Yunus Emre, siyasette bir yüzün Yavuz Sultan Selim olacak, diğer yüzün Yunus Emre olacak, sen bu işi yapamazsın, sana siyaset yaptırtmazlar bu ülkede..." dedim.”

      Muhsin reis işkence günlerini şöyle özetlemişti bir keresinde;

      “Siyasi hayatımın 5 buçuk yılı hücrede geçti ama inancımı kaybetmedim. 10 yıl ceza evinde kaldım. Günlerce gözlerim bağlı olduğu halde cereyana verilip işkenceler yaptılar bana. Ne kaderime küstüm ne de devletime küstüm. Sadece “ya rab kahrında hoş lütfün da hoş” demekle yetindim.” Diyerek gözleri dolarak anlatır o günlerde yaşadıklarını…

      Hayatı çile ve işkencelerle geçen, ama buna rağmen ne devletine küsen ne de davasından geri adım atan büyük insandır Muhsin reis… İnsanın hayatı boyunca idealleri olmalı, hayalleri olmalı. Hedefleri olmalıdır. Öyle diyor ya Hazreti Osman (r.a) “Allah, asip etmeyeceği bir şeyin hayalini kurdurtmaz.” Diye.

      İşte Muhsin reis, bundan tam dokuz yıl evvel 25 Mart 2009 günü, karlı fırtınalı bir günde tüm hayalleri ve idealleriyle birlikte göçtü bu fani âlemden. Hapishanede “üşüyorum” dediği gibi hayat boyu ısınamadan, soğuk bir günde karların üstünde üşüyerek göçtü bu fani âlemden.

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum… Dediği gibi üşüyerek göçtü bu yalan dünyadan…

 

 

Merhum Abdürrahim Karakoç´un Muhsin başkan için yazdığı dörtlükle veda edelim bugün ki yazımıza...

Biri Dost´a kavuşur, biri hasret delisi

 Hakk der çağırır biri, biri hayret delisi

Ya Rab sevdiklerini bizlere arkadaş et

  Yapma iki cihanda garip/gurbet delisi...

 

     Kalın sağlıcakla...