dzat @ soninternethaber.com

O, yerli idi. Şiiri yerli, duruşu yerli. Yani bizden biri. Bir Anadolu sesiydi. Yaşadığı devir itibariyle divan şiirini en iyi bilen şairlerdendi. Kendi şiirini de hiç şüphe yok ki bu mirastan beslemekteydi. Nitekim “Anamı sorsan büyük doğudur/ Batı ki sırtımda paslı bıçaktır.” demesi bu düşüncemize dayanak teşkil eder. Necip Fazıl’ın “Keşke çağdaşım olsaydın!” dediğini bilmeyen yoktur sanırım. Edebiyat, Mavera, Büyük Doğu, Diriliş gibi dergiler, Yeni Devir ve Milli Gazete onun -tabir yerinde ise- kalem oynattığı, fikir ürettiği edebi karargâhları olmuştur.  Yurdun her bir köşesi, mekânıdır. Kültürel, sanatsal ve fikri içeriklerle verilen konferanslar ve kitlelerin uyanışı için harcanan çabalar dava adamlığının sadece bir parçasıydı. Yazı ve edebiyat hayatına erken bir dönemde giriş yapmasına rağmen, ilk aşamada hemen eser neşretmemesi de dikkat çeken bir yönüdür. O, içindeki depremlere rağmen hep olgun bir tavır içindedir. Deli dalgalarını içinde dindirmiş bir Türk-İslam münevveridir. En son eserini 1991 yılında yayımlamıştır. Vefatına kadar geçen dokuz yıl zaman zarfında çalışmalarını kitaba dönüştürme imkânı bulamadığı görülmektedir. Ancak ailesine vasiyet eder. Ömrünün yetmediği kitap çalışmalarını onların tamamlamasını ister. 

Kendisine zor zamanların zorlanan insanlarındandır demek daha doğrudur. Evet, o her anlamda zorlanan insandı. Tıpkı diğer dava insanları gibi. Kimi zaman maddi zorluklar yüzünden eserlerini bastıramadığı da yakın çevresinden gelen nakiller arasındadır. Şaşalı bir hayatı olmamıştır. Her fikir ve edebiyat adamı gibi, her dava insanı gibi o da tüm varlığını inandığı değerler üzerine harcamıştır. Geçmişin köklerinden beslenip, günümüzü tanımlamasını bilmiştir. Gayesi, davası ve çabası Allah’ın (cc) rızasını kazanmak yolunda olmuştur. “Mescid-i Aksa” şiiri kendisiyle özdeşleşmiştir. Mescid-i Aksa, şiir ve şair! 

Adına hatıra yarışmaları düzenlenmiş ve bunların her birisi bir kitap ismi altında toplanmıştır. Bunlardan en manidarı bana göre; “Kelebeğin Rüyası” dır. Size göre de çok anlamlı değil midir? Bir yazar inceliğinin, bir şair hassasiyetinin Mehmet Akif İnan gibi bir gönül insanının yufkalığını başka hangi ifade bu kadar karşılayabilir ki? Bana göre de kelebek kadar narin, rüyası kadar engin bir anlamı içinde barındırıyordu. Öyle ki, henüz hayatındayken akademik araştırmalara konu olmuştu. Yaşarken hakkında tezler yazılmış ender ve değerli bir kişiliktir kendisi...

Hatipliği edebi kişiliğiyle birleşince konferansları çok ses getirir. Yurdun her bir köşesinden gelen davetlere katılır ve inandığı değerleri dinleyicileriyle paylaşır. Yorulmaz, dinlenmez! Hep koşar, koşar… Tâ ki, “yiğitler ayakta ölürler” tezini doğrularcasına. Sivil toplumun önde kuruluşu Memur-Sen’ in temelini atan yine kendisidir. Türk Ocağı Merkez Müdürlüğü görevinden sonra Memur-Sen onun teşkilatçılığındaki önemli köşe taşlarındandır. Bu yönüyle de çığır açmış ve ardından amel defterini açık bırakmıştır. Onun zamanına Memur- Sen böylesi ihtişamlı hiç değildir. O bir tohum ekmişti. Günü geldiğinde boy salacağına olan kat’i bir inançla. Nitekim Allah (cc) o’nun bu inancını boşa çıkarmayacaktır. En çok merak ettiğim nedir bilir misiniz? Acaba kurmuş olduğu sivil toplum kuruluşunun bu noktalara geleceğini hiç hayal etmiş miydi? Yine bir başka merakım ise; gerek adına yazılan özel yazıları ve ismi üzerine çıkartılan özel dergi sayılarını bakıp görüyor mudur şimdi? Anma programları ve sendikasının bu günkü geldiği noktayı ruhuyla aramızda gezerek, görüp mutlu oluyor mudur acaba?

Mekânı cennet kabri nur olsun.