mgunen @ soninternethaber.com

ZORUNLU DİN EĞİTİMİ KURAN'A AYKIRIDIR

Geçtiğimiz günlerde milli eğitim bakanlığı Matematik ve Fen seçmeli ders, Din ve ahlak dersini zorunlu ders olacağını açıkladı. Birçok kesim şaşırdı! “Şaka gibi, bu kadarına da pes doğrusu” şeklinde tepkiler gösterdiler. Ben hiç şaşırmadım. Çünkü bu yönelim ve davranış zihniyeti asırlar öncesinden beri İslam dünyasında çok etkilidir. En ünlüsü Gazali olmak üzere Etkili İslam düşünürleri bilimin ve felsefenin imanı şüpheye düşüreceği kaygısıyla hareket etmişler. Özellikle fen bilimlerine Allah’ın işine karışmaktır diyerek bilime sıcak bakılmamış, ilgi gösterilmemiştir. Peki dayanak kitap olan Kur’an bilim konusunda ne diyor.

Bilindiği gibi Kuran’ın ilk ayeti ALAK-1 oku diye başlar. Yani imandan önce okumayı emreden bir kitaptır. Yedi yüzden fazla yerde bilimi emreder, bilime gönderme yapar,  yönlendirir ve uyarır. Bununla da kalmaz. GAŞİYE-10.21, BAKARA-164 gibi daha birçok ayette İnsan dahil diğer canlıları, yeryüzü ve atmosferdeki olayları sayarak, evrendeki tüm fizik oluşumların birer ayet olduğunu söyler. İlgili ayetlerin çoğunu da “aklını kullanan bir topluluk için nice ayetler (deliller) vardır”. Diye bitirir. Bu bağlamda eğer yaratılışın tamamı ayet ise, o zaman bu ayetleri okumanın, öğrenmenin tek yolu bilimdir. Kuran perspektifinden bakılırsa, bilimin yaptığı her yeni keşif, yeni bir ayeti okumaktır. Bundandır ki bilim, Kuran’ın olmazsa olmaz önceliğidir. Bilim için ise matematik olmazsa olmazdır. Maalesef geleneksel zihniyetin göremediği şey, bilim derslerinin asıl din dersi olduğudur. Gelelim Kuran’da göre din nedir ve din dersi zorunlu olabilir mi?

RUM-30 ayeti Dinin insanın fıtratı davranışlarını içeren program olduğunu söyler. Bu programın Arapçadaki adı İslam’dır. İstisnasız tüm insanların aynı fıtratla yaratıldığını, dünyaya geldiğini belirtir. Ancak doğan her insanın davranış şekilleri önce anne, babası ve yakınlarından, sonra da yaşadığı çevreye göre şekillenir. Dolayısıyla da din, eğitim değil pratik işidir. Pratik ise, deneyerek, yaşayarak öğrenilir, gelişir. Zorunlu din eğitimine gelirsek

YUNUS-99, GAŞİYE21 gibi çeşitli ayetlerde Kuran’ın yalnızca bir öğüt olduğunu ısrarla tekrarlar. ABESE 11-12 de ise sadece isteyene öğüt verilmesini söyler. İstemeyen için ise ABESE 7 de “Onun arınmasından sana ne?” YUNUS-99-Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın? Ayetleriyle Peygamberini uyarır. Kaldı ki BAKARA-256 doğrudan “Dinde zorlama yoktur.” Diye başlar. Yani Kuran’ın bu yapılanmasına göre din, asla zorunlu hale getirilemez.

 Bu açıdan bakıldığında Milli eğitimin Din dersini zorunlu yapması Kuran’a aykırı hatta taban tabana zıttır. Çünkü “İstemiyorsa sana ne? Sen isteyene öğüt ver” diyen Allah’ın bizzat kendisi dini isteğe bağlı, yani bugünkü tabirle seçmeli hale getirmiştir. Yine aynı Yaratıcı Allah, bilimi de ısrarla, yönlendirerek, emrederek zorunlu hale getirmiştir.

Büyük lider Atatürk, işte bu yanlış zihniyetin Kuran’ın ayaklarına vurduğu prangaları görmüş, dini bilime ve bilgiye emanet etmek için Diyanet’i ve İmam hatipleri kurmuştur. Maalesef bu Kur’an dışı zihniyet yüzünden pek ilgi görmemiştir. Peki bu hatalı zihniyetin İslam dünyasını getirdiği sonuç nedir?

Türkiye dahil 57 İslam ülkesinin üretimi Almanya’nın yarısı etmiyor (Türkiye Gazetesi. 20.11 2015)

Buna benzer çeşitli istatistiklerde sonuç aynıdır. En kötüsü de ahlak konusundaki durumdur.

Dünya şeffaflık örgütü (Transparency International) raporlarına göre rüşvet, yolsuzluk gibi yüz kızartıcı suçlar da dünyanın en baştaki ülkelerinden biriyiz (Uluslararası şeffaflık derneği 21 Şubat 2018)Bugün gelinen nokta, elde edilen sonuç budur.

Soru şudur; eğer Türkiye ve İslam dünyası Kuran’a tabi olduklarını iddia ediyorlarsa bu utanç verici durumların nedeni nedir? Cevabı ise gayet basittir. Müslüman toplumların inanç konusundaki algı ve uygulamaların neredeyse tamamı yanlıştır. Daha da vahimi Kuran dışıdır. Bu benim fikrim değildir FURKAN- 30 da Kuran’ın terkedildiğini söyleyen bizzat Allah’ın ayetidir.

Sonuç olarak İslam dünyasını bu hezimet skorlardan, prangalardan yalnızca Türkiye kurtarabilir veya öncü olabilir. Bunun için de Atatürk’ün başlattığı Kuran’ı, dini bilimle bilgiyle okumak, uygulamak zihniyetini devam ettirmek gerekir. Bu aynı zamanda Kuran’a da dine de hizmettir