CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: “Çiftçi sadaka değil, emeğinin hakkını istiyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, tarımsal üretimde artan maliyetlere karşılık açıklanan alım fiyatlarının çiftçiyi korumadığını belirterek gerçek üretim maliyetlerine dayalı taban fiyat ve kamusal alım çağrısında bulundu. Fon soruşturmasındaki ödeme ve iadelerin de açıklığa kavuşturulmasını isteyen Sarıbal, “97,3 milyar lirayı nereden, hangi kaynaklardan ödediniz?” sorusunu yöneltti.

Kasım 4, 2026 - 12:24
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: “Çiftçi sadaka değil, emeğinin hakkını istiyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında tarımsal üretimde yaşanan sorunları, çiftçilerin ürün alım fiyatlarına ilişkin taleplerini ve fon soruşturmasında kamuoyunun yanıt beklediği soruları gündeme taşıdı. Buğdaydan pamuğa, fındıktan üzüme, narenciyeden zeytine kadar birçok üründe üreticilerin maliyetlerini karşılayamadığını belirten Sarıbal, kamusal alımların artırılması ve gerçek üretim maliyetlerine dayalı taban fiyat uygulanması gerektiğini vurguladı.

Tarımın yalnızca ekonomik bir faaliyet olmadığını, halkın gıda güvencesi, gıda hakkı ve gıda egemenliği açısından stratejik önem taşıdığını ifade eden Sarıbal, iktidarın tarımı millî güvenlik meselesi olarak tanımlamasına rağmen üreticiyi koruyacak politikaları hayata geçirmediğini savundu.

Mazotun litre fiyatının bir yılda 55–56 liradan 100 lira düzeyine yükseldiğini, gübre fiyatlarında da ciddi artışlar yaşandığını söyleyen Sarıbal, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin vatandaşın ve üreticinin karşı karşıya olduğu gerçek maliyet artışlarını yansıtmadığını ileri sürdü.

“Açıklanan fiyatlar piyasada uygulanmıyor”

Buğdayda ton başına 16 bin 500 lira, arpada ise 12 bin 750 lira olarak açıklanan alım fiyatlarını değerlendiren Sarıbal, buğdaydaki fiyat artışının yüzde 22,2, arpadaki artışın ise yüzde 15,9 düzeyinde kaldığını belirtti.

Artan üretim maliyetleri karşısında bu oranların yetersiz olduğunu ifade eden Sarıbal, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) alımlarının piyasayı düzenleyecek ve çiftçiyi koruyacak düzeye ulaşmadığını savundu.

Özel sektörde buğdayın kilogramının 12–13 liraya, arpanın ise 9–10 liraya kadar düşen fiyatlarla satın alındığını belirten Sarıbal, kamu tarafından açıklanan fiyatların bütün üreticiler için geçerli olması gerektiğini söyledi.

Sarıbal, üreticinin korunması için temel taleplerini şu sözlerle açıkladı:

“Hiç olmazsa bu rakamlar taban fiyat olsun. Neye göre taban fiyat? Gerçek üretim maliyetlerine göre.”

“Ayçiçeği, fındık ve çay üreticisi emeğinin karşılığını alamıyor”

Ayçiçeğinde yüzde 44 yağ oranına sahip ürün için açıklanan 37 liralık ön alım fiyatının üretim maliyetlerini karşılamadığını ifade eden Sarıbal, dekardan elde edilen verim azaldıkça kilogram başına maliyetin yükseldiğini belirtti.

Fındıkta üreticiler için 275–300 lira fiyat talep ettiklerini hatırlatan Sarıbal, yaklaşık 250 lira düzeyindeki alım fiyatına rağmen serbest piyasada fiyatların 150–160 liraya kadar gerilediğini söyledi.

Yaş çayda kilogram başına 35 lira olarak açıklanan alım fiyatını da değerlendiren Sarıbal, üreticilerin emeğinin karşılığını alamadığını ve bazı çiftçilerin çay bahçelerini kendileri toplamak yerine aracılara bırakmak zorunda kaldığını kaydetti.

Sarıbal, açıklanan fiyatların piyasada üreticiyi koruyacak bir alt sınır oluşturmadığı sürece çiftçinin gelir kaybının devam edeceğini vurguladı.

Pancar ve çeltikte üreticinin fiyat beklentisi karşılanmadı

Şeker pancarında üreticilerin ton başına 4 bin ile 4 bin 500 lira arasında fiyat beklediğini belirten Sarıbal, kota tamamlama primi dahil 3 bin 720 lira olarak açıklanan fiyatın bu beklentinin altında kaldığını söyledi.

Pancar üreticilerinin nakliye desteği taleplerinin de karşılanmadığını ifade eden Sarıbal, çiftçilerin hasat döneminde elde ettikleri gelirle borçlarını ödemekte zorlandığını dile getirdi.

Çeltikte ise üreticilerin kilogram başına 50–55 lira fiyat beklediğini hatırlatan Sarıbal, piyasada fiyatların yaklaşık 40 lira düzeyinde seyretmesinin üreticinin zararını artırdığını belirtti.

Hasat döneminin çiftçinin gelir elde etmesi gereken zaman olduğunu vurgulayan Sarıbal, bankalara, gübre ve mazot tedarikçilerine yapılacak ödemelerin de bu dönemde yoğunlaştığına dikkat çekti.

“Pamuk üreticisi zarar ederken ithalata 36 milyar dolar ödendi”

Pamuğun tekstil, konfeksiyon, yağ ve yem sanayisi açısından stratejik bir ürün olduğunu belirten Sarıbal, kütlü pamukta üretim maliyetinin verime bağlı olarak kilogram başına 40 liradan 50–55 liraya kadar çıkabildiğini söyledi.

Buna karşılık piyasadaki yaklaşık 41 liralık fiyatın, özellikle düşük verimle üretim yapan çiftçilerin maliyetini karşılamadığını ifade etti.

AKP iktidarı döneminde yaklaşık 20 milyon ton lif pamuk ithalatına 36 milyar dolar ödendiğini ileri süren Sarıbal, pamuk küspesi ve diğer ürünler için yapılan ithalatın bu rakama dahil olmadığını belirtti.

İthalata ayrılan kaynakların yerli üretimin desteklenmesi için kullanılabileceğini savunan Sarıbal, üreticilerin artan maliyetler karşısında korunmasını istedi.

“Üzümle birlikte Anadolu’nun üretim kültürünü kaybediyoruz”

Kuru üzüm, sofralık üzüm ve şaraplık üzüm üreticilerinin ciddi gelir kaybıyla karşı karşıya olduğunu belirten Sarıbal, özellikle Manisa ve Elazığ'daki üreticilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti.

Manisa'da kuru üzüm fiyatlarının üretim maliyetlerinin ve çiftçinin beklentilerinin altında kaldığını söyleyen Sarıbal, sofralık üzümde fiyatların 10–12 liraya kadar gerilediğini, bazı bölgelerde ise bu fiyatlardan bile alıcı bulunamadığını ifade etti.

Elazığ'da üreticilerin satamadıkları üzümleri keserek yere bırakmak zorunda kaldığını belirten Sarıbal, ürünün bağda kalmasının gelecek yılın üretimini de olumsuz etkilediğini kaydetti.

“Elazığ'da binin üzerinde çiftçi ürününü satacak yer bulamıyor”

Cumhuriyet döneminde, 1944 yılında TEKEL tarafından kurulan Elazığ Şarap Fabrikasının 2004 yılında özelleştirildiğini ve daha sonra kapatıldığını hatırlatan Sarıbal, bu süreçte üzüm üreticilerinin önemli bir alıcıyı kaybettiğini söyledi.

Elazığ'da binin üzerinde çiftçinin ürününü satacak yer bulamadığını belirten Sarıbal, kamu kurumlarını ve üzüm alımı yapabilecek şirketleri sorunun çözümü için harekete geçmeye çağırdı.

Öküzgözü, Boğazkere, Kalecik Karası ve Hasandede gibi Anadolu'ya özgü üzüm çeşitlerinin geleceğinin de tehlikeye girdiğini savunan Sarıbal, üretimin yalnızca ekonomik değil, kültürel bir değer taşıdığını vurguladı.

Sarıbal, şu ifadeleri kullandı:

“Değerlerimizi kaybediyoruz. Bir dili kaybetmek neyse, bir kültürü kaybetmek neyse, biz geleceğimizi kaybediyoruz. Anadolu topraklarının önemli ürünlerini kaybediyoruz ve ne yazık ki iktidar sadece seyrediyor.”

“Kamu alım yapsın, çocuklar meyve yesin”

Narenciyede yüksek rekolteye rağmen ürünlerin dalında alıcı bulamadığını belirten Sarıbal, kilogram başına 5–7 liraya kadar gerileyen fiyatların hasat giderlerini bile karşılamadığını söyledi.

Üreticilerin zarar etmesini önlemek için kamu kurumlarının doğrudan alım yapması gerektiğini ifade eden Sarıbal, Millî Eğitim, Ticaret, Sanayi ve Tarım bakanlıklarına çağrıda bulundu.

Üreticilerden satın alınacak mandalina ve portakalın okullarda öğrencilere dağıtılabileceğini belirten Sarıbal, “Halkımız meyve yesin.” dedi.

Zeytinde de yüksek rekoltenin çiftçinin gelirine dönüşmediğini söyleyen Sarıbal, yağlık zeytin fiyatlarının kilogram başına 10 liraya kadar düştüğünü ve bazı üreticilerin maliyetler nedeniyle hasat yapamadığını ifade etti.

İhracat pazarlarında yaşanan kayıplara, nakliye maliyetlerine ve sınır kapılarındaki sorunlara da değinen Sarıbal, üreticilerin ve ihracatçıların bu sorunlarla tek başına mücadele edemeyeceğini belirtti.

Sarıbal, ürünlerin pazara ulaştırılmasını kolaylaştıracak nakliye desteklerinin sağlanmasını ve tarımsal ihracatın desteklenmesini istedi.

“Trilyon faize veriyorsunuz, neden çiftçiye yok?”

Tarım politikalarını “ithalat, sözleşmeli tarım ve ne hâlin varsa gör” sözleriyle eleştiren Sarıbal, çiftçilerin üretimin bütün maliyetlerini üstlenmesine rağmen yeterli destek alamadığını savundu.

“Çiftçi sadaka değil, emeğinin hakkını istemektedir.” diyen Sarıbal, tarımsal üretimin kamu yararı taşıyan bir faaliyet olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kamucu, planlı ve üreticiyi koruyan bir tarım modelinin uygulanmasını isteyen Sarıbal, ithalata ve faiz ödemelerine ayrılan kaynaklara dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“İthalata verdiğiniz paranın çok az bir kısmıyla bunların hepsi olur. Çiftçi ayakta kalır. Gelecek sene de üretimine devam eder. Niçin yapmıyorsunuz bütün bunları? Trilyon faize veriyorsunuz. Neden çiftçiye yok?”

Fon soruşturmasında 97,3 milyar liralık ödemenin kaynağını sordu

Basın toplantısının son bölümünde fon soruşturmasına ilişkin açıklamaları değerlendiren Sarıbal, olayın siyaset, bürokrasi, özel sektör ve medya bağlantılarının bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını istedi.

Soruşturmaya ilişkin kullanılan “kapsamlı suçlar” ifadesini eleştiren Sarıbal, olayın örgütlü suç boyutuyla ele alınması gerektiğini savundu.

Belediyelere yönelik soruşturmalar ile fon soruşturmasındaki yaklaşımlar arasında farklılık bulunduğunu ileri süren Sarıbal, soruşturmanın bütün sorumluları ve bağlantılarıyla açıklığa kavuşturulması çağrısında bulundu.

Kamuoyuna açıklanan verilere göre 247 bin 839 yatırımcıya 97,3 milyar lira ödeme yapıldığını, ayrıca 178 bin 537 tekil yatırımcının yaklaşık 76 milyar liralık anaparasının karşılandığının duyurulduğunu hatırlattı.

Adalet Bakanı tarafından gönüllü iadeler kapsamında yaklaşık 30 milyar lira değerinde para, taşınmaz ve hisse senedinin geri verildiğinin açıklandığını belirten Sarıbal, iade edilen varlıkların tamamının nakit olmadığına dikkat çekti.

Ödemelerin hangi kaynaklardan karşılandığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyleyen Sarıbal, şu soruları yöneltti:

“Bu 97,3 milyar lirayı nereden, hangi kaynaklardan ödediniz? Niye açıklamıyorsunuz? Artık bu saatten sonra topluma bu bilgileri açık ve net sunmak gerek.”

“Kim ne kadar aldı, kim ne kadar iade etti?”

Açıklanan toplam ödeme tutarının yatırımcı sayısına bölünmesiyle kişi başına ortalama yaklaşık 392 bin 594 lira düştüğünü belirten Sarıbal, yatırımcıların toplam alacaklarının ve karşılanan tutarların ayrıntılı biçimde açıklanmasını istedi.

Yaklaşık 30 milyar liralık iadeyi gerçekleştiren kişi ve şirketlerin kimler olduğunun kamuoyuna duyurulması gerektiğini ifade eden Sarıbal, bu kişi ve şirketlerin elde ettikleri kazançlarla iade ettikleri tutarların ayrı ayrı ortaya konulmasını talep etti.

Sarıbal, iade yapmayan kişilerin kimliklerinin, ellerinde bulunan varlıkların ve haklarında yürütülen işlemlerin de açıklanması gerektiğini söyledi.

Ödemeyi bekleyen yatırımcıların toplam alacaklarının ne kadar olduğunun bilinmediğine dikkat çeken Sarıbal, sorumluların mal varlıklarına yönelik işlemlerin de kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.

Açıklanan rakamların tek başına yeterli olmadığını belirten Sarıbal, “Hâlâ sadece rakamlar ama rakamların detayları yok.” dedi.

“Fon işlemlerinden kesilen stopaj ne kadar?”

Fon soruşturması kapsamındaki işlemlerden tahsil edilen stopaj vergisini de gündeme taşıyan Sarıbal, devletin bu işlemler üzerinden ne kadar vergi geliri elde ettiğinin açıklanmasını istedi.

Yatırımcıların fon işlemleri sırasında kendilerinden kesilen stopajın iadesini talep ettiğini belirten Sarıbal, bu taleplerin karşılanabilmesi için gerekli hukuki ve yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Fon mağdurlarının yaşadığı sorunların zamana bırakılarak unutturulamayacağını vurgulayan Sarıbal, soruşturmanın bütün boyutlarıyla aydınlatılmasını, sorumluların açıklanmasını ve mağdur yatırımcıların taleplerinin dinlenmesini istedi.

Sarıbal, tarımda üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için kamusal desteklerin artırılması gerektiğini, fon soruşturmasında ise kamuoyuna açıklanan milyarlarca liralık ödemelerin kaynakları ve iadelerin ayrıntıları konusunda şeffaflık sağlanmasının zorunlu olduğunu ifade etti.