DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Karal: “Bir yanda açlık sınırının altında yaşayan milyonlar, diğer yanda nesiller boyu yetecek servet kazananlar var”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, TÜRK-İŞ’in Ekim 2026 açlık ve yoksulluk sınırı verileri üzerinden gelir dağılımındaki adaletsizliğe dikkat çekti. Asgari ücretin açlık sınırının yaklaşık 10 bin lira altında kaldığını belirten Karal, “Bizim itirazımız zenginliğe değil, adaletsizliğedir.” dedi. Karal, ekonomik büyümenin toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansıması gerektiğini vurgulayarak üretim, hukuki güvence ve adil paylaşım çağrısında bulundu.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, 30 Ekim 2026 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de giderek derinleştiğini belirttiği gelir dağılımı eşitsizliğini değerlendirdi. TÜRK-İŞ'in Ekim 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 38 bin 24 liraya, yoksulluk sınırının ise 123 bin 856 liraya yükseldiğini hatırlatan Karal, milyonlarca çalışan ve emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ifade etti.
Asgari ücretin 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığının ise 23 bin 552 lira olduğunu belirten Karal, toplumun bir kesimi geçim mücadelesi verirken diğer kesimlerde kısa sürede milyarlarca liralık servetler oluştuğuna dikkat çekti.
Karal, ekonomik göstergelerin yalnızca büyüme rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, gelir dağılımındaki eşitsizliğin uygulanan ekonomi politikalarıyla birlikte ele alınmasını istedi.
“Birileri kuruş kuruş hesap yaparken, birileri nesiller boyu tüketilemeyecek servetlere ulaşıyor”
DEVA Partili Hasan Karal, milyonlarca vatandaşın açlık sınırının altında gelirle yaşamını sürdürmeye çalıştığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Aziz milletimiz, bu tablonun ardındaki gerçeklere iyi bakın. Bir tarafta aldığı maaş dört kişilik bir ailenin açlık sınırına dahi ulaşmayan milyonlar var. Diğer tarafta ise birkaç ayda milyarlarca lirayı kasasına koyabilenler var. Birileri ay sonunu getirebilmek için kuruş kuruş hesap yaparken, birileri nesiller boyu tüketilemeyecek servetlere ulaşıyor. Bu tabloyu yalnızca ekonomik güçlüklerle açıklayamayız. Gelirin nasıl dağıldığına, uygulanan politikaların kimin hayatını kolaylaştırdığına da bakmak zorundayız.”
Karal, ekonomik sorunların yalnızca gelir yetersizliğiyle sınırlı olmadığını, mevcut kaynakların toplumun farklı kesimleri arasında nasıl paylaşıldığının da sorgulanması gerektiğini kaydetti.
“Asgari ücretli açlık sınırının 10 bin lira, emekli ise 14 bin 472 lira altında”
TÜRK-İŞ'in Ekim 2026 araştırmasındaki verileri değerlendiren Karal, özellikle tek gelirle geçinmeye çalışan dört kişilik ailelerin temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını söyledi.
Karal, asgari ücret ve emekli aylıklarının açlık sınırının altında kaldığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bugün asgari ücret 28 bin 75 lira, açlık sınırı 38 bin 24 lira. Arada yaklaşık 10 bin liralık fark var. En düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira. Emeklimizin geliri açlık sınırının 14 bin 472 lira altında. Yoksulluk sınırı ise 123 bin 856 liraya ulaşmış. Üstelik bunlar lüks harcamaların değil, dört kişilik bir ailenin temel ihtiyaçlarının karşılığı olan rakamlar.”
Ekonomi politikalarının başarısının vatandaşların günlük yaşamındaki karşılığıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Karal, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bir ömür çalışmış emeklimizin, alın teriyle geçinen işçimizin, ailesini ayakta tutmaya çalışan dar gelirli vatandaşımızın yaşadığı sıkıntıyı görmezden gelemeyiz. Ekonomi politikalarının başarısı yalnızca açıklanan büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın sofrasına, mutfağına ve hayatına yansıyan refahla ölçülmelidir.”
“Bir yanda çocuğunun beslenme çantasını dolduramayanlar, diğer yanda servetinin hesabını tutamayanlar var”
Gelir dağılımındaki eşitsizliğin toplumdaki adalet duygusunu zedelediğini belirten Karal, kısa sürelerde elde edildiği öne sürülen milyarlarca liralık kazançların kaynağının ve ekonomik sistemin sunduğu imkânların sorgulanması gerektiğini dile getirdi.
Karal, toplumun farklı gelir grupları arasındaki uçuruma işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Asgari ücrete, emekli maaşına bakınca ülke ne kadar zor durumda diyebilirsiniz. Ama bu ülkede 3-4 ayda milyarlarca lirayı kasasına koyanlar da var! Bir çırpıda, torununun torununun torununa yetecek kadar servet kazananlar da var! Bir yanda sabah açlıktan karnı guruldayarak uyananlar, diğer yanda ömrünün sonuna kadar harcasa bitiremeyeceği servetlere sahip olanlar var. Bir yanda çocuğunun beslenme çantasını dolduramayan anne babalar, diğer yanda kazandığı paranın hesabını bile tutamayanlar var.”
“Bizim itirazımız zenginliğe değil, adaletsizliğedir”
Çalışarak, üreterek ve yatırım yaparak elde edilen zenginliğe karşı olmadıklarını vurgulayan Karal, asıl sorunun ekonomik imkânların adaletsiz biçimde dağıtılması olduğunu ifade etti.
Karal, gelir dağılımında adaletin sağlanması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Elbette çalışarak, üreterek, yatırım yaparak zenginleşmek yanlış değildir. Bizim itirazımız zenginliğe değil, adaletsizliğedir. Bir ülkede bazı kesimler servetlerini büyütürken geniş toplum kesimlerinin alım gücü sürekli geriliyorsa, orada ekonomik tercihlerin ve gelir dağılımının yeniden değerlendirilmesi gerekir. Bu ülkede yokluk da var, bolluk da. Uygulanan ekonomi politikaları sonucunda bu zenginlikten kimin nasibine ne kadar düştüğüne bakmak gerekiyor.”
Karal, ekonomik büyümenin toplumun yalnızca belirli kesimlerine değil, çalışanlara, emeklilere ve dar gelirli vatandaşlara da yansıması gerektiğinin altını çizdi.
“Kalıcı refah ancak üretim, verimlilik, hukuki güvence ve adil paylaşım ile mümkün”
Türkiye'nin ekonomik sorunlarının çözümü için yalnızca ücret artışlarının yeterli olmayacağını belirten Karal, satın alma gücünü koruyan, üretimi ve istihdamı destekleyen, gelir dağılımında adaleti esas alan bütüncül ekonomi politikalarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Kalıcı refahın üretim, verimlilik, hukuki güvence ve adil paylaşım temelinde sağlanabileceğini vurgulayan Karal, DEVA Partisi'nin ekonomik yaklaşımını şu sözlerle anlattı:
“Biz, herkesin aynı miktarda kazanmasını değil, herkesin emeğinin karşılığını alabildiği, fırsatlara adil biçimde erişebildiği bir Türkiye istiyoruz. Emeklimizin insanca yaşayabildiği, çalışanımızın ay sonunu düşünmeden ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabildiği, çocuklarımızın yoksulluk nedeniyle hayattan geri kalmadığı bir ekonomik düzen kurulmalıdır.”
“Ekonomik büyümenin gerçek karşılığını milletimizin sofrasında görebilmeliyiz”
Türkiye'nin mevcut kaynaklarının, üretim kapasitesinin ve insan potansiyelinin toplumun refahını artırabilecek düzeyde olduğunu belirten Karal, ekonomik imkânların doğru politikalarla değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Karal, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Türkiye'nin kaynakları, üretim gücü ve insan potansiyeli buna imkan sağlayacak büyüklüktedir. Yapılması gereken, bu imkanları doğru politikalarla toplumun refahına dönüştürmektir. Ekonomik büyümenin gerçek karşılığını milletimizin sofrasında, mutfağında ve yaşam standartlarında görebilmeliyiz.”