DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Hatası, ihmali olan ve bu işten para kazanan en ağır cezayla karşılaşmalı”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, NOW TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programında borsa ve yatırım fonlarına ilişkin piyasa dolandırıcılığı iddialarından tarıma, ekonomiden seçim tarihi tartışmalarına kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi. Babacan, fonlardan haksız kazanç sağladığını öne sürdüğü kişilerden paraların tahsil edilerek yatırımcılara ödenmesi gerektiğini söyledi.

Eylül 22, 2026 - 13:39
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Hatası, ihmali olan ve bu işten para kazanan en ağır cezayla karşılaşmalı”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, NOW TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Borsa ve yatırım fonlarındaki piyasa dolandırıcılığı iddiaları, tarım, ekonomi, seçim tarihi tartışmaları ve hukuk başlıklarını değerlendiren Babacan, sermaye piyasalarında güvenin yeniden sağlanması gerektiğini ifade etti.

“Bu işten kazananlardan tahsil edeceksiniz”

Borsa ve yatırım fonlarına ilişkin iddialar üzerinde duran Babacan, haksız kazanç sağlandığının tespit edilmesi durumunda paranın geri alınması gerektiğini savundu.

Babacan, uluslararası hukuk yollarının da kullanılabileceğini belirterek, “İyi hukukçular bulacaksınız, uluslararası hukukçular. ‘Bu adam benim memleketimde 500 bin kişiyi dolandırdı’ diyeceksiniz. Vereceksin yetkiyi. İyi bir hukukçular network'ü ve bunlar çatır çatır tahsil edilir. Tahsil edeceksiniz, ondan sonra insanlara ödeyeceksiniz. Çözüm bu.” dedi.

Sürecin yalnızca doğrudan kazanç sağlayan kişilerle sınırlı tutulmaması gerektiğini söyleyen Babacan, “Sadece bu paraları alıp götürenler değil, bu paraları alıp götürenlere yardım eden, bütün bunlara göz yuman veya görevi ihmal eden ya da bu paraları onlarla paylaşan kim var kim yoksa tabii ki en ağır cezalara tabi tutulmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Babacan, fonların tasfiye sürecine alınmasının ilk aşamada gerekli olduğunu belirterek, “Bu işi bir izole etmek, bu yayılma etkisini önlemek için izole etmek, bu fonları bir tasfiye sürecine sokmak ve bir bakıma o kanserli hücreyi diğerlerinden izole etmek, ilk adım olarak doğru bir adımdır. Ama yeterli değildir.” diye konuştu.

Sermaye piyasalarının temelinin güven olduğunu vurgulayan Babacan, “Hatası olan, suçu olan, ihmali olan, bu işten doğrudan ya da dolaylı para kazanan kim var kim yoksa hak ettiği en ağır cezayla karşılaşması lazım. Başka türlü olmaz. Bir daha bu işler Türkiye’de olacak endişesi olursa bizim hiçbir zaman sermaye piyasamız gelişmez. Çünkü sermaye piyasasının özü güven.” dedi.

“Fonların değerini şişirici işlemler yapılıyorsa bu da piyasa dolandırıcılığıdır”

Borsa ve yatırım fonlarıyla ilgili iddiaların ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini belirten Babacan, bazı hisselerin halka arz değerleri ve bu hisselerin yer aldığı fonların değerlemeleri üzerinden değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, “İlk halka arza, o dedim ya, 2 liralık hisse senedini 20 lira olarak halka arzına izin vermek nasıl piyasa dolandırıcılığı suçuysa bu fonlara yatırım yapan insanlar, belli bir sayıda insanlar eğer fonların değerini şişirici işlemler yapılıyorsa bu da piyasa dolandırıcılığıdır.” ifadelerini kullandı.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci maddesine işaret eden Babacan, “Bütün bu olan bitenin arkasında neler var? Kim ne kadar suçlu? Bunun çok detaylı bir şekilde artık incelenmesi gerekiyor.” dedi.

“Kaza ‘Geliyorum’ demez ama bu kriz ‘Geliyorum’ dedi”

MSCI’ın Türkiye piyasalarına ilişkin açıklamalarını hatırlatan Babacan, piyasalardaki sorunlara ilişkin daha önce işaretler bulunduğunu savundu.

Babacan, “Kaza ‘Geliyorum’ demez ama bu kriz ‘Geliyorum’ dedi.” diyerek, MSCI’ın Türkiye hisse senedi piyasalarına yönelik uyarısını ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından daha önce yapılan açıklamaları hatırlattı.

Denetleyici ve düzenleyici kurumların süreçteki faaliyetlerinin de incelenmesi gerektiğini ifade eden Babacan, “Bütün bu süreçte niçin geç kalındı? Neden erken tedbir alınmadı? Bunların hepsinin şimdi bir denetlenmesi gerekiyor. Tabii ki yargı denetimi başlamış durumda ama bir de idari denetim yapılmasında ben böyle bir durumda fayda görürüm.” diye konuştu.

Babacan, sorumluluk taşıdığını düşünen yöneticilerin yargı veya idari denetim sonuçlarını beklemeden görevlerinden ayrılmasının piyasalardaki güven açısından etkili olabileceğini savunarak, “‘Bu benim görevimdi, yapamadım’ diyen insanların fazla da yargı kararını beklemeden ya da idari denetimi beklemeden ayrılmalarında ben fayda görürüm. O güvenin yeniden inşasında faydalı olur.” dedi.

Seçim tarihi tartışmalarına tepki

Babacan, kendisine yöneltilen 16 Nisan 2028 tarihine ilişkin seçim tartışmaları hakkındaki soruya da yanıt verdi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un açıklamalarını eleştiren Babacan, “Siyasi sorumluluğu sıfır olan insanların, koskoca ülkenin seçim tarihi gibi çok önemli bir siyasi meselede ahkam kesiyor olması çok garip bir durum.” ifadelerini kullandı.

Babacan, seçim tarihi gibi siyasi konularda siyasi sorumluluk taşıyan isimlerin konuşması gerektiğini savunarak, “Bu ülkenin bir de cumhurbaşkanı var. Bütün bunların aslında konuşması gereken ve karar vermesi gereken bir alanda sıfır siyasi sorumluluğu olan bir kişi dışarıdan bir şeyler söylüyor.” dedi.

“Gençlerin gelmediği bir sektör ölüyor”

Son dönemde gerçekleştirdiği il ziyaretlerinde çiftçilerin ekonomik koşullara ilişkin şikâyetleriyle karşılaştığını aktaran Babacan, tarım sektöründe genç nüfusun azalmasına dikkat çekti.

Babacan, “Ben son 1 aydır 10 tane ili ziyaret ettim. Trabzon’dan tutun da Bayburt, Gümüşhane, Kars, Ardahan. Van’dan tutun da Elâzığ, Erzincan, Sivas. Gittiğim her yerde çiftçi feryat ediyor, ‘Ben zarar ediyorum, batıyorum, artık bu işi yapamayacağım’ diye.” ifadelerini kullandı.

Çiftçi Kayıt Sistemi’ndeki çiftçilerin ortalama yaşının 57 olduğunu söyleyen Babacan, “Bu ne demek? Gençler gelmiyor demek. Gençlerin gelmediği bir sektör ölüyor demek.” değerlendirmesinde bulundu.

Tarımsal desteklerin artırılması gerektiğini savunan Babacan, “Yemin yarısını devletin karşılaması lazım. 6 yıldır ben söylüyorum ekranlarda. Gübrenin yarısının devlet tarafından karşılanması lazım.” dedi.

Babacan, bütçe rakamları üzerinden hükümetin tarım politikasını eleştirerek, “Siz eğer faiz bütçesini 2 trilyon 800 milyar yapıp da tarıma 160 milyar destek verdiyseniz, bu ülkede gıda enflasyonu da düşmez, çiftçinin de yüzü gülmez.” ifadelerini kullandı.

“Ekonomideki kötü durum algı yönetimiyle kapatılmaya çalışılıyor”

Devlet okullarındaki ekonomik koşullara ilişkin bir soru üzerine değerlendirmelerde bulunan Babacan, vatandaşların ekonomik sorunlarının güvenlik tartışmaları üzerinden geri plana itildiğini savundu.

Babacan, “Yapılması gereken gerçeklere dönmek. Ekonomide gerçeğe döneceksiniz ve ülkenin bekasıyla ilgili konularda da gerçek tablo neyse onu da vatandaşlarımızla olduğu gibi paylaşacaksınız.” dedi.

Ekonomik tablonun kamuoyuna aktarılış biçimini eleştiren Babacan, “Ekonomideki bu kötü durum, bu berbat durum bir algı yönetimiyle şu anda kapatılmaya çalışılıyor. Bu doğru bir şey değil.” ifadelerini kullandı.

“Bu ülke savaşın ortasında bile ‘hukuk’ diyen bir anlayışla kuruldu”

Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarına ilişkin kamuoyundaki iddiaların sorulması üzerine Babacan, öncelikle ilgili kurumların iddiaları açıklığa kavuşturması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Bu hususun önce asıl sorumlu kuruluşlar tarafından bir teyit edilmesi lazım. Çünkü cezaevlerinden sorumlu kurum Adalet Bakanlığı.” dedi.

İddiaların doğru olması durumunda hukuki dayanağın kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirten Babacan, “Eğer varsa, o zaman da bir yasal altyapısının, bir mevzuat altyapısının da toplumla paylaşılması lazım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti ilkesi üzerine kurulduğunu vurgulayan Babacan, “Savaşın ortasında meclis çalıştı, kanunlar yazıldı, kararlar meclis olarak alındı. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti, hukuk temeli üzerine kurulmuş bir cumhuriyet. Unutmayalım, savaşın ortasında bile ‘hukuk’ diyen bir anlayışla bu ülke kuruldu.” diye konuştu.

Babacan, süreç kapsamında atılan adımların hukuki zemininin açıklanması gerektiğini belirterek, “Eğer yapıldıysa da çıkıp hangi hukuk zeminde yaptınız, niye yaptınız? Bunun vatandaşlarımızla paylaşılması lazım.” dedi.