seyigun @ gmail.com

Geçtiğimiz hafta İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nda Ukrayna’dan gelen akademisyen ve üniversite öğrencileri ile birlikte   “İslam’da Aile” konusunda sohbet ettik. Misafirlerin sohbetten memnun kalması beni ziyadesiyle mutlu etti.  Bu vesileyle bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Uzun yıllar Avrupa’da bulunduğum için Batı merkezli bakış açısının İslam’da kadın ve aileye nasıl da önyargılı baktığını çok iyi biliyorum. Bunu değiştirmenin kolay olmadığını da gördüm. Çünkü Batı’da dün olduğu gibi bugün de sürekli ve yaygın bir şekilde tek taraflı algı operasyonlarıyla İslam ve Müslümanlar aleyhine yayınlar yapılmaktadır. İslam coğrafyasında ve Batı’da yaşayan bazı Müslümanların katı ataerkil davranışları da bu önyargıları adeta pekiştirmektedir. 

Böyle bir ortamda; medyanın Türk ve Müslümanlar aleyhine anlattığı her şeyi satın almaya zaten hazır olan batılı bilinçlere aksini kabul ettirmek, deveye hendek atlatmaktan daha da zordur.

Bundan dolayı,  Batılılara “İslam’da aileyi” anlatırken, öncelikle derin ve çok boyutlu bir İslami bilgi gerekiyor. Çünkü konu, sadece bir açıdan anlatıldığı zaman, “Kör adamlar ve fil”  hikâyesinde olduğu gibi yetersiz kalır. Güzellikleri anlatayım derken, çirkin bakış açıları güçlendirilmiş olunur. Örneğin, İslam’ın erkeği ailede “kavvam” (koruyucu, idare eden, reis)  gördüğünü söylemek tek başına faydandan ziyade zarar verebilir.  Bunun için, aynı zamanda erkeğin, bu gücünün çok önemli ceza ve ödüllerle sınırlandığını ve sadece aile mutluluğuna yönelik kullanılması yönünde vurgu yapıldığı da anlatılmalıdır. Ayrıca erkeğin, kadına şefkat ve merhametle davranması konusunda uyarıldığı, en büyük hakkın kul hakkı olduğu, ahlakı en iyi olanın kadına karşı en nazik davranan olduğu da vurgulanmalıdır.

Bunun dışında; batılı akış açısının ne olduğu, Batı merkezli hayat felsefesi, bu felsefenin kadına ve erkeğe,  evliliğe bakışı ve Batı’nın İslam algısı da çok iyi bilenmelidir ki, ona göre anlatılsın ve ikna edilsin.

Ayrıca kadın-erkek ilişkilerinde kullanılan terminolojiyi seçerken bir kuyumcu hassasiyetinde olunmalıdır. Çünkü bilindiği gibi radikal feminizm; “kadın özgürlüğü”, “kadın hakları”, “kadın-erkek eşitliği”, “annelik” gibi kavramlara, insanın fıtratına zıt anlamlar yüklemiştir.  Sözde hümanist, (!) ama gerçekte ailenin dağılmasına zemin hazırlayan olumsuz anlamlar,  maalesef kadınları güçlü bir şekilde etkilemiştir. Öyle ki, bugün değil batılılar, kendilerine “İslamcı feminist” adını verenler Müslümanlar bile “anneliği”  ve “kadın özgürlüğünü”, tamamen seküler bir çizgide yorumlamaktadırlar.  Kavramların böylesine sınırlandırıldığı bir ortamda, onların yüklediği anlamlar dışında bakmak, nerdeyse kadın düşmanlığı ve bağnazlıkla eş değer görülmektedir.

İslami duyarlılığı çok sağlam olan bir kadın yazarımız,  tam da anlattığım hassasiyete örnek olacak bir mülakat vermiş.  Yazarımız, “Feminizmin özgürlüğü, dinin ise bağlılığı” esas aldığını söylüyor.   Ancak bu söz, teslimi güçlü olan bir mümine söylenecek bir söz, Batılıya değil. Çünkü batılı bir bilince, “din, bağlılığı temel alıyor, özgürlüğü değil”, dediğiniz zaman, dinin özgülüklere karşı olduğunu ifade etmiş olursunuz. Bu ise bireysellik ve özgürlüğün böylesine tanrısallaştırıldığı bir zamanda insanları İslam’dan uzaklaştırmanın dışında bir şeye yaramaz. İslam’ın güzelliğini anlatalım derken, Batı’nın önyargılarını pekiştirmiş oluruz.  Nitekim bugün birçok yerde yapılan da budur.

Bunun yanında İslam’da kadın-erkek ilişkileri ve evlilik konusu, sadece ilahiyatçıların anlatması ile anlaşılacak bir konu değil. Konu,  evlilik uzmanları ve sosyologların görüşleri de alınarak sunulmalıdır.

Bunlara dikkat edilerek anlatıldığında emin olun, İslam’da aile hayatının güzelliği herkesi etkileyecektir.