yguldal @ soninternethaber.com

…. “Rasulullah yazdırmadı çünkü” diye twitter´da açılan hashtag´de “Hadis Kitapları çelişkilerle doludur, çelişkiler içerisinde olan bir kitap dini hükümler için asla temel kaynak olamaz.” İfadesi başlı başına bir hezeyandır. Bu sözün bir ileriki aşaması da “bize kur´an yeter, hadislere ne gerek var” sözü ve anlayışıdır.

Abdullah bin Amr bir keresinde peygamberimize “ Ya rasülallah senden işittiklerimi yazabilir miyim?” demiş, efendimiz de “evet” buyurmuş. Sahabe tekrar “kızgınlık halinde veya hoşnutluk halinde mi?” diye sorunca efendimiz ağzını göstererek, “ evet bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.” Buyurmuştur.

         “Bana Kur´an Yeter diyenler” hadi Kuran´da Namazın Kaç rekât olduğunu, hac, zekât ve orucun Mahiyetini açıklasın? Sizler aslında Kur´anı da okumuyorsunuz! Çünkü okusaydınız Peygambere itaati görürdünüz!

         Bir hafız arkadaşım kendisini “hadis tenkitçisi” olarak tanımlayan birine bir ayeti bilerek “peygamberimiz şöyle buyurdu” diye okumuş. Tahrif hareketinin temsilcisi de olan bu hadis tenkitçisi, okunan bu ayeti kerimeyi hadis zannederek hemen “bu hadis şöyle zayıf böyle zayıf senedinde şöyle kopukluk var…” diye anlatmaya başlayınca, arkadaşım bu şahsa bu okuduğunun hadis değil, Kuran´dan bir ayet olduğunu söylemiş. Öncelikle bu okunanın hadis değil, ayet olduğunu bilmesi veya anlaması lazımdı.

Sonuç mu? İşte bu insanlar hadis ile ayeti ayıramayacak kadar cahil insanlar. Müslüman olan kime sorsanız üç aşağı beş yukarı okunan lafzın hadis mi ayet mi olduğunu bilir. 

Vel hâsılı kelam, Haşr suresi 7. Ayette geçen “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah´tan korkun. Çünkü Allah´ın azabı çetindir.” Ayetinden habersiz olan sözde bu büyük âlimler (?), kütüb-i sitte gibi bu ümmetin üzerinde ittifak ettiği bir eser hakkında “Yahudi kaynaklı isriliyat uydurması” safsatasını ileri sürmeye hatta daha da ileri giderek “Hıristiyan kaynaklı mesihhiyat uydurması” iddiasında da bulunmaya başladılar. Hatta asıl niyetlerini de ifşa ederek iddialarının arasına“dini sevdirmek için uydurmalar” başlığını da koydular. Şimdi ins şeytanlarının bu iddiasından ne anladığınızı çok merak ediyorum.

Sorabilirsiniz bana neden bu kişilere “ins şeytanı” dediğimi! Bu terim, benim kafamdan uydurduğum bir terim değildir. Bakın yine Kuran´dan örnek vereyim, Bakara suresi 11. Ayette rabbimiz bu kişileri şöyle isimlendirmiştir “Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Ayetiyle bu kişileri rabbimiz “bozguncu” daha kibar tabiriyle de “reformcu, ıslahatçı” olarak isimlendirmiştir.

Sahabe, peygamberimizin şakalarını dahi ciddiye almıştır. Örnek verecek olursak Peygamberimiz, kedileri çok seven bir sahabe olan Abdurrahman bin Sahr´a bir keresinde Ebu Hureyre demiş ve adı Ebu Hureyre diye kalmıştır. Bugün de ümmet-i Muhammed olarak bizler Abdurrahman bin Sahr´ı Ebu Hureyre diye tanır ve öyle biliriz. Bugün sorsak desek ki “Ebu Hureyre´nin gerçek adı nedir?” Diye birçoğumuz bu soruyu belki cevaplayamayacak ve gerçek adının Abdurrahman bin Sahr olduğunu bilemeyecektir.

Biz ümmeti Muhammed olarak iki açıdan şanslıyız. Birinci şansımız peygamberimizin ümmetinden oluşumuz. Diğeri de peygamberimizin hatemül enbiya oluşu yani son peygamber oluşundan dolayı. Buna şöyle örnek verebiliriz. Peygamberimiz son peygamber olmamış olsaydı, önüne gelen peygamberliğini ilan edecekti. Belki ayda belki yılda bir peygamber değiştirmek zorunda kalacaktık. Bu ahir zamanda insanlar, bırakın peygamber değiştirmeyi tarikat veya cemaatini değiştiremiyorlar. İşte bu açıdan bakarsak çok şanslı bir ümmetiz elhamdülillah. 

Sözün tamamı arif olana söylenmez. Biz niyetimizi ifşa ettik. Rabbim bizi Habibine gerçek anlamda ümmet olmayı nasip etsin. Peygamberimizi ne üç dört köşe yazısında ne de bir iki hafta yapılan etkinliklerde tam manasıyla anlatmamız mümkün değildir. Gelecek hafta salı günü akşam FİLİSTİN´İN TOPRAK SATIŞIYLA ilgili köşe yazımla karşınızda olmayı diliyorum. Kalın sağlıcakla…